Sözlük

ح ف ظ (ḪFƵ)

H-f-z

الحِفْظ bazen nefsin, anlamaya yol açan unsurları sabitleştiren özelliği için kullanılır. Bazen de bir şeyi nefiste kaydetmek anlamında söylenir. Bunun zıddı ise, unutmaktır. Bazen de bu gücün kullanılması anlamında kullanılır. Meselâ, şunu ezberledim denir. Bunun yanında her kaybedilmiş şeyi aramak, alışılmış şeyi araştırmak ve korumak için de kullanılır.

Allah buyurur ki: وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ Biz kesinlikle onu gelebilecek herhangi bir tehlikeden koruruz (12/Yûsuf 12); حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ Namazlara dikkat edin (2/Bakara 238); وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ Onlar ki; namuslarını korurlar (23/mü’minun 5); وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ Namuslarını koruyan erkekler ve namuslarını koruyan kadınlar, (33/Ahzab 35); Bu, iffetten kinâyedir.

حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ Kocalarının yokluğunda Allah’ın korunmasını emrettiği mahremiyetleri koruyanlar (4/Nisâ 34); yani: Kocaların sözleşmesini, onlar olmadığında, Yüce Allah kendilerini koruduğundan/onların her şeylerini bildiğinden, korurlar. Âyetin bu kısmı بِمَا حَفِظَ اللهَُ lafzatullah’ın mansup hâliyle de okunmuştur. Buna göre anlamı: Bu kadınlar, bir gösteriş ve yaltaklanmak için değil, Yüce Allah’ın hakkını gözettiklerinden buna bağlı kalırlar.

فَمَا أرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظاً Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik (42/Şûrâ 48); yani: Koruyan; وَمَا أنْتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ Sen de onların üstünde bir zorba değilsin (50/Kâf 45); وَمَا أنْتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ Sen onların başında bir vekil de değilsin (6/En’âm 107); فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظاً En iyi koruyan Allah’tır (12/Yûsuf 64) âyetlerinde olduğu gibi.

Son âyetin ilgili kısmının son kelimesi حِفْظًا şeklinde de okunmuştur. Yani: Onun koruması başkasının korumasından daha değerlidir. وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap da vardır (50/Kâf 4); yani: Onların amellerini koruyan. Bu durumda حَفِيظٌ kelimesi, حَافِظ koruyan anlamına gelmiş olur. Yüce Allah’ın: اَللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ Allah onların başında bir gözetendir (42/Şûrâ 6) sözü gibi olur.

Ya da anlamı: Korunmuştur; zayi olmaz. Yüce Allah’ın: عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لاَ يَضِلُّ رَبِّي وَلاَ يَنْسَى Onun bilgisi Rabb’imin katında bir kitaptadır; benim Rabb’im ne yanılır ne de unutur (20/Tâhâ 52) sözü gibi.

حِفَاظ ise, muhafaza etmektir. Bu ise, her birinin diğerini koruması demektir. Yüce Allah’ın: وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلاَتِهِمْ يُحَافِظُونَ Onlar, öyle kimselerdir ki, namazlarını muhafaza ederler (23/Mü’minûn 9) sözünde ise, bu kişilerin namazlarını, hem vakitlerine, hem erkanına riâyet ederek, hem de var olan güçlerinin tamamını kullanarak onu yerine getirmeye özen gösterdiklerine dikkat çekilmektedir.

Namazın da; إِنَّ الصَّلاَةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ Hiç kuşkusuz namaz, insanı iğrenç işlerden, kötülüklerden alıkoyar (29/Ankebût 45) âyetinde dikkat çekildiği gibi, onları koruduğuna dair bir açıklama vardır.

تَحَفُّظ ise, denmiştir ki: Gafletin azlığıdır. Gerçek anlamı ise, ezber gücünün zayıflığından, zorlamayla ezberlemeye çalışmaktır. Bu kuvvet, aklın fonksiyonunu yerine getirme sebeplerinden biri olduğundan, gördüğün gibi, tefsirini genişletmişlerdir.

حَفِيظَة ise: Muhafaza, yani, koruması ve himaye etmesi gerekenin kendisine yüklendiği öfkedir. Bu kelime, salt anlamdaki öfke için de kullanılır. Onun için: أحْفَظَنِي فُلاَنٌ deyimi, falan beni öfkelendirdi, demektir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →