Sözlük

س و ع (SWA)

S-v-a

سَاعَة : Zaman dilimlerinden biridir. Kıyamet’ten de Saat diye sözedilir: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ : Saat yaklaştı (54/Kamer 1); يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا : Sana o Saat’in ne zaman geleceğini soruyorlar (7/A’râf 187); وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ : Saat’in bilgisi O’nun yanındadır (43/Zuhruf 85).

Saate benzetilerek kıyamete bu ismin verilmesi, ondaki hesabın/yargılamanın hızlı olmasından dolayıdır. Nitekim Allah buyurur ki: وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ : O, en hızlı hesap görendir (6/En’âm 62). Veya kıyamete bu ismin verilmesi Yüce Allah’ın ona şöyle işaret etmesinden dolayıdır: كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلاَّ عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا : Onlar onu gördükleri zaman sanki (dünyada) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar (79/Naziât 46); كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا إِلاَّ سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ : Onlar, tehdit edildikleri azâbı gördükleri gün, sanki gündüzün sadece bir saati kadar yaşamış gibi olurlar (46/Ahkaf 35); وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ : Saat gerçekleştiği zaman, suçlular, (dünyada) ancak bir saat kaldıklarına and içerler (30/Rûm 55). Âyette geçen ilk saat, kıyamet, ikincisi ise kısa zaman dilimi anlamındadır.

Kıyamet anlamında olan saatlerin üç kısma ayrıldığı söylenmektedir:

Büyük saat (اَلسَّاعَةُ الْكُبْرَى ): İnsanların hesap vermek için dirilmeleridir. Buna Hz. Peygamber’in şu hadisi işaret etmektedir: “ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَظْهَرَ الْفُحْشُ وَالتَّفَحُّشُ وَحَتَّى يُعْبَدَ الدِّرْهَمُ وَالدِّينَارُ : Ahlaksızlık ve fuhşiyât ortaya çıkmadıkça; dirhem ve dinara tapılmadıkça kıyamet kopmaz.”

Hz. Peygamber (kıyamet alâmeti olarak) başka birtakım şeyler de söyledi ki, ne onun zamanında ne de ondan sonra meydana gelmiş değildir.

Orta saat ( اَلسَّاعَةُ الْوُسْطَى ): Aynı asır insanlarının ölmeleridir. Şu rivâyet örneği gibi: Hz. Peygamber, Abdullah b. Enes’i görmesi üzerine şöyle buyurmuştur: “ إِنْ يَطُلْ عُمْرُ هَذَا الْغُلاَمِ لَمْ يَمُتْ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ : Eğer bu çocuğun ömrü uzarsa, kıyamet kopmadıkça ölmez.” Abdullah b. Enes’in son vefat eden sahabe olduğu söylenmiştir.

Küçük saat (اَلسَّاعَةُ الصُّغْرَى ): Bu, insanın ölümüdür. Her insanın kıyameti, onun ölümüdür. Şu âyet buna işaret etmektedir: قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاء اللّهِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ : Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır. Sonunda o Saat ansızın kendilerine gelip çatınca, günâh yüklerini sırtlarında taşıyarak, “Oradaki hayatımızı boşa harcamamızdan ötürü vay hâlimize,” diyecekler (6/En’âm 31).

Bilinmektedir ki, insan ölürken bu hasreti çeker; zira Allah buyurur ki: وَأَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلاَ أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ Biriniz kendisine ölüm gelip de: “Rabbim beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!” demeden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin (63/Münafikun 10). Şu âyet de aynı anlamdadır: قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ : De ki: “Söyleyin bakalım, eğer size Allah’ın azabı gelir yahut o Saat gelip çatarsa Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? (6/En’âm 40).

Rivâyete göre, şiddetli bir rüzgâr estiğinde Hz. Peygamber’in rengi değişir ve şöyle derdi: “ تَخَوَّفْتُ السَّاعَةَ : Saat’in kopmasından korktum.” Hz. Peygamber şöyle de buyurmaktadır: “ مَا أَمُدُّ طَرْفِي وَلاَ أَغُضُّهَا إِلاَّ وَأَظُنُّ أَنَّ السَّاعَةَ قَدْ قَامَتْ : Göz kapağımı her açıp kapattığımda Saat’in koptuğunu zannederim.” Hz. Peygamber “saatin kopması”yla kendi ölümünü kastetmektedir.

عَامَلْتُهُ مُسَاوَعَةً /Onunla saat hesabıyla muamele yaptım, sözü, مُعَاوَمَة /yıl hesabıyla ve مُشَاهَرَة /ay hesabıyla, formları gibidir. جَاءَنَا بَعْدَ سَوْعٍ مِنَ اللَّيْلِ وَسُوَاعٍ ; yani, gece sükûnete erdikten sonra bize geldi.

Saat kelimesi, ihmal anlamında da düşünülmüştür. Şöyle denir: أَسَعْتُ اْلإِبِلَ أُسِيعُهَا : Develeri başıboş bıraktım, başıboş bırakıyorum. هُوَ ضَائِعٌ سَائِعٌ : O kayıptır/başıboş bırakılmıştır.

سُوَاع : Bir put ismidir: وَقَالُوا لاَ تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلاَ تَذَرُنَّ وَدًّا وَلاَ سُوَاعًا وَلاَ يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا : Dediler ki; Tanrılarınızı terketmeyin. Vedd’i, Suva’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i bırakmayın! (71/Nûh 23).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →