س ر ب (SRB)
S-r-b
سَرَبَ الدَّمْعُ : Göz yaşı aktı. انسربت الحية إلى جحرها : Yılan yuvasına girdi. سَرِبَ الْمَاءُ مِنَ السِّقَاءِ : Su, tulumdan aktı. مَاءٌ سَرَبٌ وَسَرِبٌ : Tulumundan damlayan su. سَارِب : Hangi yolda olursa olsun, kendi başını alıp giden kişiye denir: وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِاللَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ Geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (Allah’ın bilmesi bakımından) birdir (13/Ra’d 10).
سَرْب kelimesi, سَارِب ’in çoğuludur; tıpkı رَكْب ve رَاكِب gibi. Bu kelime, develerle ilgili bilinmektedir. Nitekim şöyle denir: زُعِرَتْ سَرْبُهُ , yani develeri azaldı, هو آمن في سِرْبِه ; yani o, sürüsü konusunda; bazılarına göre kendi şahsı konusunda; diğer bazılarına göre de; ehli ve kadınları konusunda güvendedir. Burada سِرْب kinâye yapılmıştır.
Talaktan kinâye olarak da şöyle denir: اذهَبِي فَلاَ أَنْدَهُ سَرْبَكِ . Bu ifâdenin (lafzî) anlamı şudur: Sürüsüyle giden develerini, sana geri getirmem.
سُرْبَة : On’dan yirmiye kadar olan at sürüsüne denir.
مَسْرُبَة : Göğse sarkan saçtır. سَرَاب : Çölde su gibi parlayan şeydir; çünkü göze, hareket ediyormuş gibi görünmektedir.
Hakikati olan şeye/suya شَرَاب denildiği gibi, hakikati olmayana da سَرَاب denir.
Allah buyurur ki: وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاءً : Küfre sapanlara gelince, onların amelleri çöldeki serap gibidir. Susayan onu su sanır (24/Nûr 39); وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا : Dağlar yürütülmüş, bir serap oluvermiştir (78/Nebe’ 20).