س ف ه (SFH)
S-f-h
وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلاَّ مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ Aklını yitirenden başka, kim İbrâhim dininden yüz çevirir? (2/Bakara 130). Bunun aslı, سَفِهَتْ نَفْسُهُ dür. Sonra fiil fâilden sarfedildi; tıpkı بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا : Refah içinde şımarmış kentler (28/Kasas 58) âyetinde olduğu gibi. Dünyevî sefeh örneği: وَلاَ تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ : Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin (4/Nisâ 5). Uhrevî sefeh örneği: وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا Doğrusu bizim beyinsiz olanımız Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş (72/Cin 4). Bu, din ile ilgili sefehtir.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آَمِنُوا كَمَا آَمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا آَمَنَ السُّفَهَاءُ أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ : Onlara; insanların inandıkları gibi siz de inanın, denilince; o beyinsizlerin inandığı gibi mi biz de inanacağız? Derler. İyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler (2/Bakara 13) âyeti, mü’minleri sefih diye isimlendiren münafıkların, aslında kendilerinin sefih olduğuna dikkat çekmektedir. Şu âyet de bu anlamdadır: سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلاََّهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا : İnsanlardan bazı beyinsizler: “Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler (2/Bakara 142).