س ب ب (SBB)
S-b-b
Kendisiyle bir şeye ulaşılan her şeye سَبَب denir: إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي اْلأَرْضِ وَآتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا * فَأَتْبَعَ سَبَبًا : Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona her şeyden bir sebep verdik. O da bir sebebi izledi (18/Kehf 84-85). Bu âyetin anlamı şudur: Yüce Allah, ona, kendisiyle hedefe ulaşacağı her türlü bilgi ve vasıtayı vermiş; o da bu vasıtalardan birine başvurmuştur. Şu âyet de bu anlamdadır: وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ لِي صَرْحًا لَعَلِّي أَبْلُغُ الْأَسْبَابَ * أَسْبَابَ السَّمَاوَاتِ فَأَطَّلِعَ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لاظُنُّهُ كَاذِبًا : Firavun dedi ki: Ey Haman, sebeplere ulaşabilmem için bana yüksek bir kule yap! * Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Musa’nın tanrısına da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum (40/Mü’min 36-37). Yani; umarım ki böylece, gökteki vasıta ve sebepleri öğrenirim de onlarla Musa’nın iddia ettiği şeyin bilgisine ulaşırım.
Uzunluk bakımından ipe benzetilerek sarık, başörtüsü ve uzun elbiseye سِبّ denir. Aynı şekilde مَنْهَجُ الطَّرِيقِ (yol rotası) da hem ipe, hem uzun elbiseye benzetilerek سَبَب ile nitelendirilmektedir.
سَبّ : Üzücü sövmedir: وَلاَ تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ : Allah’tan başka yalvardıkları tanrılarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle ileri giderek Allah’a sövmesinler (6/En’âm 108). Onların Allah’a sövmeleri, O’na açıkça sövdükleri anlamında değil; O’nun hakkında konuşmaya dalar ve kendisine yakışmayan şeylerle O’nu anarlar. Bu konuşmayı tartışmayla öyle uzatırlar ki, Yüce Allah’ı, münezzeh olduğu birçok nitelikle anacak raddeye varırlar.
Şair şöyle der:
فَمَا كَانَ ذَنْبُ بَنِي مَالَكٍ *** بِأَنْ سُبَّ مِنْهُمْ غُلاَمٌ فَسَبَّ -220
221- بِأَبْيَضَ ذِي شُطَبٍ قَاطِعٍ *** يَقُطُّ الْعِظَامَ وَيَبْرِي الْعَضَبْ
220- Beni Mâlik’in günâhı, gençlerinden biri cimrilikle ayıplandı diye, kesti;
221- Çizgili keskin kılıçla; kemikleri kesiyor ve kılıcı biliyor.
Şair, bu beyitlerle başka bir şairin dediği şu şiire dikkat çekmektedir:
وَنَشْتُمُ بِاْلأَفْعَالِ لاَ بِالتَّكَلُّمِ -222
222- Biz sözle değil, eylemlerle ayıplarız.
سِبّ kelimesi,: مُسَابّ /kötüleyen/söven anlamındadır. Şair şöyle der:
23- لاَ تَسُبَّنَّنِي فَلَسْتَ بِسِبِّي *** إِنَّ سِبِّي مِنَ الرِّجَالِ اَلْكَرِيمُ
223- Beni kötüleme, çünkü sen beni kötüleyebilecek biri değilsin.
Adamlardan beni kötüleyecek olanlar, saygın olanlarıdır.
سُبَّة : Ayıplanan şeydir. Bu kelime, dübür/makattan kinâye yapılmıştır. Makatın onunla isimlendirilmesi, tıpkı سَوْأَة ile isimlendirilmesi gibidir.
İşaret parmağına سَبَّابَة diye isim verilmesi, sövme anında onunla işaret yapıldığı içindir. İşaret parmağının bu şekilde isimlendirilmesi de, tesbih çekmek için hareket ettiğinden dolayı, مُسَبِّحَة diye isimlendirilmesi gibidir.