س ح ل (SḪL)
S-h-l
فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ : Deniz onu sahile bıraksın (20/Tâhâ 39); yani denizin kıyısına. Bu kelimenin aslı سَحَلَ الْحَدِيدَ /Demiri eğeledi ve onu soydu, sözünden gelir. Bazılarına göre, âyette geçen سَاحِل kelimesinin aslı مَسْحُول ’dur; ancak هَمٌّ نَاصِبٌ /Kendisinden dolayı sıkıntıya girilen keder/üzüntü sözü gibi fâil vezninde gelmiştir.
Kimisi de onun fâil vezninde gelmesinin, يَسْحَلُ الْمَاءَ diye tasavvur edilmesinden dolayı olduğunu söyler. Yani kıyı, suyu dağıtmakta ve onu yok etmektedir.
سُحَالَة : Eğe tozu/talaşı. سَحِيل ve سُحَال : Eşeğin anırması; sanki sesini demir eğelemesine benzetmiştir. مِسْحَل : Yüksek sesli dile denir; sanki ondan eşeğin anırması tasavvur edilmiştir. Bu, şu âyette olduğu gibi, onun sesinin çirkinliği açısından değil, yüksekliği açısındandır: إِنَّ أَنْكَرَ الاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ : Seslerin en çirkini eşeklerin sesidir (31/Lokmân 19). مِسْحَلَتَان : Gem demirinin iki ucundaki halkalardır.