س ح ر (SḪR)
S-h-r
1- Kandırma ve gerçeği olmayan hayaller: Örneğin; el çabukluğundan dolayı gözleri yanıltan illüzyonistin; kulakları, gerçeği anlamaktan engelleyen süslü sözlerle dedikoducunun yaptıkları gibi. Şu âyetler bu anlamdadır: سَحَرُوا أَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ : İnsanların gözlerini büyülediler ve onları ürküttüler (7/A’râf 116); فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى : Sihirbazların değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa’ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi (20/Tâhâ 66).
İşte bu bakış açısından, Hz. Musa’nın kavmi onu sâhir/büyücü diye isimlendirmişlerdi: وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ : Ey büyücü, bizim için Rabbine du’â et, dediler (43/Zuhruf 49).
2- Şeytana bir nevi yaklaşmakla onun yardımını elde etmek:
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَن تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ * تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ : Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi? Onlar her günâhkar iftiracıya iner (26/Şu’arâ 221-222). İşte şu âyet bu anlamdadır: وَلَكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ : Fakat şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı (2/Bakara 102).
3- Sihrin bu kullanımı da dar görüşlülerin şu iddiasıdır: Sihir; şekil ve karakterleri değiştirebilen; örneğin insanı eşeğe çevirebilen bir eylemdir. Fakat araştırmacılar nezdinde bunun herhangi bir hakikati yoktur. Kimi zaman sihirden güzel konuşma kastedilmektedir. Bunun için “إِنَّ مِنَ الْبَيَانِ لَسِحْرًا : Bir kısım konuşma sihirdir.” denilmiştir.
Bazen da ince işe sihir denilir. Örneğin doktorlar, “ اَلطَّبِيعَةُ سَاحِرَةٌ : Tabiat büyücüdür.” demişlerdir. Ayrıca gıdaya da sihir demişlerdir. Çünkü onun etkisi ince ve hassastır. Allah buyurur ki: بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ : Aslında, biz büyüye çarptırılmış bir toplumuz (15/Hicr 15); yani bilgimizden sihirle çevrilmişiz. Şu âyet de bu anlamdadır: قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ : “Sen, iyice büyülenmişlerdensin” dediler (26/Şu’arâ 153).
Bazıları âyeti şöyle yorumlamaktadır: Müşrikler Hz. Salih’in gıdaya muhtaç olduğuna dikkat çekmek için “Sen kendilerine seher/ciğer verilenlerdensin dediler.” Tıpkı şu âyet gibi: وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ : “Nasıl olur da bu elçi yemek yiyor” dediler (25/Furkân 7). Ayrıca şu âyette olduğu gibi onun insan olduğuna da dikkat çekmişlerdir: مَا أَنْتَ إِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُنَا : Sen de bizim gibi bir insansın (26/Şu’arâ 154).
Kimisine göre de âyetin anlamı şudur: Sen, kendilerine sihrin verildiği ve onun inceliğiyle getirdiği ve iddia ettiği şeyleri elde eden kişilerdensin. Şu âyetler bu iki anlama da hamledilmiştir: إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلاَّ رَجُلاً مَسْحُورًا : Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz! (17/İsra 47); فَقَالَ لَهُ فِرْعَونُ إِنِّي لاَظُنُّكَ يَا مُوسَى مَسْحُورًا : Fir’avn ona: “Ey Mûsâ, ben seni büyülenmiş sanıyorum” demişti (17/İsra 101).
Şu âyetler ise ikinci anlama delâlet etmektedir: إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُبِينٌ : Bu, apaçak bir büyüdür (34/Sebe’ 43); وَجَاءوا بِسِحْرٍ عَظِيمٍ : ve büyük bir büyü sergilediler (7/A’râf 116); أَسِحْرٌ هَذَا وَلاَ يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ : Büyü müdür bu? Halbuki büyücüler, iflah olmazlar! (10/Yûnus 77); فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ : Büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi (26/Şu’arâ 38); فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا : Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar (20/Tâhâ 70).
سَحَر ve سُحْرَة : Gece sonu karanlığının, gündüz aydınlığıyla karışmasıdır. Bu kelimeler, bu vaktin ismi yapılmıştır. لَقِيتُهُ بِأَعْلَى السَّحَرَيْنِ /Ona her iki seher ucunda rastladım, denir. مُسْحِر : Sabah vaktinde çıkan kişi; سَحُور : Seher vaktinde yenen yemek; تَسَحُّر ise bu yemeği yemektir.