نَحْنُ kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden نحن formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (65)

Bakara 2:11نَحْنُneHnubiz

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ قَالُوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

ve iƶā ḳīle lehum lā tufsidū fī l-erDi ḳālū innemā neHnu muSliHūne

Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler.

Bakara 2:14نَحْنُneHnubiz

وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve iƶā leḳū (e)lleƶīne āmenū ḳālū āmennā ve iƶā ḣalev ilā şeyāTīnihim ḳālū innā meǎkum innemā neHnu mustehziūne

İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler.

Bakara 2:102نَحْنُneHnubiz

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

ve ttebeǔ mā tetlū ş-şeyāTīnu ǎlā mulki suleymāne ve mā kefera suleymānu ve lākinne ş-şeyāTīne keferū yuǎllimūne n-nāse s-siHra ve mā unzile ǎlā l-melekeyni bi bābile hārūte ve mārūte ve mā yuǎllimāni min eHadin Hattā yeḳūlā innemā neHnu fitnetun fe lā tekfur fe yeteǎllemūne minhumā mā yuferriḳūne bihi beyne l-mer'i ve zevcihi ve mā hum bi Dārrīne bihi min eHadin illā bi iƶni (a)llahi ve yeteǎllemūne mā yeDurruhum ve lā yenfeǔhum ve leḳad ǎlimū le meni şterāhu mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin ve le bi'se mā şerav bihi enfusehum lev kānū yeǎ'lemūne

"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!

Al-i İmran 3:52نَحْنُneHnuBiz

فَلَمَّا اَحَسَّ عِيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارِٓي اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

fe lemmā eHasse ǐysā minhumu l-kufra ḳāle men enSārī ilā (a)llahi ḳāle l-Havāriyyūne neHnu enSāru (a)llahi āmennā bi(a)llahi ve şhed bi ennā muslimūne

İsa, onların inkarlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler, "Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah'a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız" dediler.

Maide 5:18نَحْنُneHnubiz

وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ

ve ḳāleti l-yehūdu ve n-neSārā neHnu ebnā'u (a)llahi ve eHibbā'uhu ḳul fe li me yuǎƶƶibukum bi ƶunūbikum bel entum beşerun mimmen ḣaleḳa yeğfiru li men yeşā'u ve yuǎƶƶibu men yeşā'u ve li (a)llahi mulku s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā ve ileyhi l-meSīru

(Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgili kullarıyız" dediler. De ki: "Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O'nun yarattıklarından bir beşersiniz." (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de ancak O'nadır.

En'am 6:29نَحْنُneHnubiz

وَقَالُوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

ve ḳālū in hiye illā Hayātunā d-dunyā ve mā neHnu bi meb'ǔṧīne

Derler ki: "Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz."

En'am 6:151نَحْنُneHnubiz

قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

ḳul teǎālev etlu mā Harrame rabbukum ǎleykum ellā tuşrikū bihi şey'en ve bi l-vālideyni iHsānen ve lā teḳtulū evlādekum min imlāḳin neHnu nerzuḳukum ve iyyāhum ve lā teḳrabū l-fevāHişe mā Zehera minhā ve mā beTane ve lā teḳtulū n-nefse lletī Harrame (a)llahu illā bi l-Haḳḳi ƶālikum veSSākum bihi leǎllekum teǎ'ḳilūne

(Ey Muhammed!) De ki: "Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşru bir hak karşılığı olmadıkça, Allah'ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız."

A'raf 7:113نَحْنُneHnubiz

وَجَاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ

ve cā'e s-seHaratu fir'ǎvne ḳālū inne lenā le ecran in kunnā neHnu l-ğālibīne

Sihirbazlar Firavun'a geldiler. "Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükafat vardır, değil mi?" dediler.

A'raf 7:115نَحْنُneHnubiz (mi)

قَالُوا يَامُوسَىٰ اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْقِينَ

ḳālū yā mūsā immā en tulḳiye ve immā en nekūne neHnu l-mulḳīne

(Sihirbazlar), "Ey Musa! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım" dediler.

A'raf 7:132نَحْنُneHnubiz

وَقَالُوا مَهْمَا تَأْتِنَا بِهِ مِنْ اٰيَةٍ لِتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ

ve ḳālū mehmā te'tinā bihi min āyetin li tesHaranā bihā fe mā neHnu leke bi mu'minīne

Dediler ki: "Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."

Tevbe 9:101نَحْنُneHnubiz

وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظِيمٍ

ve mimmen Havlekum mine l-eǎ'rābi munāfiḳūne ve min ehli l-medīneti meradū ǎlā n-nifāḳi lā teǎ'lemuhum neHnu neǎ'lemuhum se nuǎƶƶibuhum merrateyni ṧumme yuraddūne ilā ǎƶābin ǎZīmin

Çevrenizdeki bedevilerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.

Yunus 10:78نَحْنُneHnubiz

قَالُوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِي الْاَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ

ḳālū e ci'tenā li telfitenā ǎmmā vecednā ǎleyhi ābā'enā ve tekūne le kumā l-kibriyā'u fī l-erDi ve mā neHnu le kumā bi mu'minīne

Dediler ki: "Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hakimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz."

Hud 11:53نَحْنُneHnubiz

قَالُوا يَاهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ

ḳālū yā hūdu mā ci'tenā bi beyyinetin ve mā neHnu bi tārikī ālihetinā ǎn ḳavlike ve mā neHnu leke bi mu'minīne

Dediler ki: "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz."

Hud 11:53نَحْنُneHnubiz

قَالُوا يَاهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ

ḳālū yā hūdu mā ci'tenā bi beyyinetin ve mā neHnu bi tārikī ālihetinā ǎn ḳavlike ve mā neHnu leke bi mu'minīne

Dediler ki: "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz."

Yusuf 12:3نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ

neHnu neḳuSSu ǎleyke eHsene l-ḳaSaSi bimā evHaynā ileyke hāƶā l-ḳurāne ve in kunte min ḳablihi le mine l-ğāfilīne

Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.

Yusuf 12:44نَحْنُneHnubiz

قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِمِينَ

ḳālū eDğāṧu eHlāmin ve mā neHnu bi te'vīli l-eHlāmi bi ǎālimīne

Dediler ki: "Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz."

İbrahim 14:11نَحْنُneHnubiz (de)

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

ḳālet lehum rusuluhum in neHnu illā beşerun miṧlukum ve lākinne (a)llahe yemunnu ǎlā men yeşā'u min ǐbādihi ve mā kāne lenā en ne'tiyekum bi sulTānin illā bi iƶni (a)llahi ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne

Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

Hicr 15:9نَحْنُneHnubiz

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

innā neHnu nezzelnā ƶ-ƶikra ve innā lehu le HāfiZūne

Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

Hicr 15:15نَحْنُneHnubiz

لَقَالُوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ

le ḳālū innemā sukkirat ebSārunā bel neHnu ḳavmun mesHūrūne

(14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhalde büyülenmiş bir toplumuz" derlerdi.

Nahl 16:35نَحْنُneHnu(ne) biz

وَقَالَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

ve ḳāle (e)lleƶīne eşrakū lev şā'e (a)llahu mā ǎbednā min dūnihi min şey'in neHnu ve lā ābā'unā ve lā Harramnā min dūnihi min şey'in ke ƶālike feǎle (e)lleƶīne min ḳablihim fe hel ǎlā r-rusuli illā l-belāğu l-mubīnu

Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

İsra 17:31نَحْنُneHnubiz

وَلَا تَقْتُلُوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْ اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـًٔا كَبِيرًا

ve lā teḳtulū evlādekum ḣaşyete imlāḳin neHnu nerzuḳuhum ve iyyākum inne ḳatlehum kāne ḣiT'en kebīran

Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.

İsra 17:47نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ اِذْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ وَاِذْ هُمْ نَجْوٰٓى اِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا

neHnu eǎ'lemu bimā yestemiǔne bihi iƶ yestemiǔne ileyke ve iƶ hum necvā iƶ yeḳūlu Z-Zālimūne in tettebiǔne illā raculen mesHūran

Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliyoruz.

İsra 17:58نَحْنُneHnubiz

وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

ve in min ḳaryetin illā neHnu muhlikūhā ḳable yevmi l-ḳiyāmeti ev muǎƶƶibūhā ǎƶāben şedīden kāne ƶālike fī l-kitābi mesTūran

Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış bulunuyor.

Kehf 18:13نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى

neHnu neḳuSSu ǎleyke nebeehum bi l-Haḳḳi innehum fityetun āmenū bi rabbihim ve zidnāhum huden

Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

Meryem 19:40نَحْنُneHnubiz

اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

innā neHnu neriṧu l-erDe ve men ǎleyhā ve ileynā yurceǔne

Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.

Ta-Ha 20:58نَحْنُneHnubizim

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى

fe le ne'tiyenneke bi siHrin miṧlihi fe c'ǎl beynenā ve beyneke mev'ǐden lā nuḣlifuhu neHnu ve lā ente mekānen suven

"Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle."

Ta-Ha 20:104نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْمًا

neHnu eǎ'lemu bimā yeḳūlūne iƶ yeḳūlu emṧeluhum Tarīḳaten in lebiṧtum illā yevmen

(103-104) Aralarında birbirlerine "(Dünya'da) sadece on (gün) kaldınız" diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, "Siz sadece bir gün kaldınız" diyecektir.

Ta-Ha 20:132نَحْنُneHnubiz

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى

ve 'mur ehleke bi S-Salāti ve STabir ǎleyhā lā neseluke rizḳan neHnu nerzuḳuke ve l-ǎāḳibetu li t-teḳvā

Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınmanındır.

Mü'minun 23:37نَحْنُneHnubiz

اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

in hiye illā Hayātunā d-dunyā nemūtu ve neHyā ve mā neHnu bi meb'ǔṧīne

"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."

Mü'minun 23:38نَحْنُneHnubiz

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ

in huve illā raculun fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ve mā neHnu lehu bi mu'minīne

"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."

Mü'minun 23:83نَحْنُneHnubize

لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

le ḳad vuǐdnā neHnu ve ābā'unā hāƶā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.

Mü'minun 23:96نَحْنُneHnubiz

اِدْفَعْ بِالَّتِي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

idfeǎ' bi(e)lletī hiye eHsenu s-seyyiete neHnu eǎ'lemu bimā yeSifūne

Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.

Şuara 26:41نَحْنُneHnubiz

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ

fe lemmā cā'e s-seHaratu ḳālū li fir'ǎvne e inne lenā le ecran in kunnā neHnu l-ğālibīne

Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler.

Şuara 26:138نَحْنُneHnubiz

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

ve mā neHnu bi muǎƶƶebīne

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

Şuara 26:203نَحْنُneHnubiz

فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ

fe yeḳūlū hel neHnu munZerūne

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Neml 27:33نَحْنُneHnubiz

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ

ḳālū neHnu ūlū ḳuvvetin ve ūlū be'sin şedīdin ve l-emru ileyki fe nZurī māƶā te'murīne

Dediler ki: "Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün."

Neml 27:68نَحْنُneHnubize

لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

le ḳad vuǐdnā hāƶā neHnu ve ābā'unā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

"Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

Kasas 28:58نَحْنُneHnubiz

وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَلِيلًا وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ

ve kem ehleknā min ḳaryetin beTirat meǐyşetehā fe tilke mesākinuhum lem tusken min beǎ'dihim illā ḳalīlen ve kunnā neHnu l-vāriṧīne

Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helak etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! (O yurtlara) biz varis olduk, biz.

Ankebut 29:32نَحْنُneHnubiz

قَالَ اِنَّ فِيهَا لُوطًا قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ

ḳāle inne fīhā lūTen ḳālū neHnu eǎ'lemu bi men fīhā le nunecciyennehu ve ehlehu illā mraetehu kānet mine l-ğābirīne

İbrahim, "Ama orada Lut var" dedi. Onlar, "Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helak edilenlerden olacaktır."

Sebe 34:35نَحْنُneHnubiz

وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

ve ḳālū neHnu ekṧeru emvālen ve evlāden ve mā neHnu bi muǎƶƶebīne

Yine, "Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir" demişlerdi.

Sebe 34:35نَحْنُneHnubiz

وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

ve ḳālū neHnu ekṧeru emvālen ve evlāden ve mā neHnu bi muǎƶƶebīne

Yine, "Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir" demişlerdi.

Yasin 36:12نَحْنُneHnubiz

اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فِي اِمَامٍ مُبِينٍ

innā neHnu nuHyī l-mevtā ve nektubu mā ḳaddemū ve āṧārahum ve kulle şey'in eHSaynāhu fī imāmin mubīnin

Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) bir bir kaydetmişizdir.

Saffat 37:58نَحْنُneHnubiz

اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

e fe mā neHnu bi meyyitīne

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Saffat 37:59نَحْنُneHnubiz

اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

illā mevtetenā l-ūlā ve mā neHnu bi muǎƶƶebīne

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Fussilet 41:31نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ

neHnu evliyā'ukum fī l-Hayāti d-dunyā ve fī l-āḣirati ve lekum fīhā mā teştehī enfusukum ve lekum fīhā mā teddeǔne

(31-32) "Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var."

Zuhruf 43:32نَحْنُneHnubiz

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

e hum yeḳsimūne raHmete rabbike neHnu ḳasemnā beynehum meǐyşetehum fī l-Hayāti d-dunyā ve rafeǎ'nā beǎ'Dehum fevḳa beǎ'Din deracātin li yetteḣiƶe beǎ'Duhum beǎ'Dan suḣriyyen ve raHmetu rabbike ḣayrun mimmā yecmeǔne

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

Duhan 44:35نَحْنُneHnubiz

اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ

in hiye illā mevtetunā l-ūlā ve mā neHnu bi munşerīne

(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

Casiye 45:32نَحْنُneHnubiz

وَاِذَا قِيلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ

ve iƶā ḳīle inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun ve s-sāǎtu lā raybe fīhā ḳultum mā nedrī mā s-sāǎtu in neZunnu illā Zennen ve mā neHnu bi musteyḳinīne

"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz" demiştiniz.

Kaf 50:43نَحْنُneHnubiz

اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ وَنُمِيتُ وَاِلَيْنَا الْمَصِيرُ

innā neHnu nuHyī ve numītu ve ileynā l-meSīru

Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.

Kaf 50:45نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ

neHnu eǎ'lemu bimā yeḳūlūne ve mā ente ǎleyhim bi cebbārin fe ƶekkir bi l-ḳurāni men yeḣāfu veǐydi

Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O halde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an ile öğüt ver.

Kamer 54:44نَحْنُneHnubiz

اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُنْتَصِرٌ

em yeḳūlūne neHnu cemīǔn munteSirun

Yoksa onlar, "Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz" mu diyorlar?

Vakıa 56:57نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

neHnu ḣaleḳnākum fe levlā tuSaddiḳūne

Sizi biz yarattık. Hala tasdik etmeyecek misiniz?

Vakıa 56:59نَحْنُneHnubiz (miyiz?)

ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ

e entum teḣluḳūnehu em neHnu l-ḣāliḳūne

Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

Vakıa 56:60نَحْنُneHnubiziz

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

neHnu ḳaddernā beynekumu l-mevte ve mā neHnu bi mesbūḳīne

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

Vakıa 56:60نَحْنُneHnubizim

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

neHnu ḳaddernā beynekumu l-mevte ve mā neHnu bi mesbūḳīne

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

Vakıa 56:64نَحْنُneHnubiz (miyiz?)

ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

e entum tezraǔnehu em neHnu z-zāriǔne

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

Vakıa 56:67نَحْنُneHnubiz

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

bel neHnu meHrūmūne

"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"

Vakıa 56:69نَحْنُneHnubiz (miyiz?)

ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ

e entum enzeltumūhu mine l-muzni em neHnu l-munzilūne

Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

Vakıa 56:72نَحْنُneHnubiz (miyiz?)

ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ

e entum enşe'tum şeceratehā em neHnu l-munşiūne

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

Vakıa 56:73نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ

neHnu ceǎlnāhā teƶkiraten ve metāǎn li l-muḳvīne

Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.

Saf 61:14نَحْنُneHnubiziz

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا كُونُوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّنَ مَنْ اَنْصَارِٓي اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَائِفَةٌ مِنْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَكَفَرَتْ طَائِفَةٌ فَاَيَّدْنَا الَّذِينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū kūnū enSāra (a)llahi ke mā ḳāle ǐysā bnu meryeme li l-Havāriyyīne men enSārī ilā (a)llahi ḳāle l-Havāriyyūne neHnu enSāru (a)llahi fe āmenet Tāifetun min benī isrāīle ve keferat Tāifetun fe eyyednā (e)lleƶīne āmenū ǎlā ǎduvvihim fe eSbeHū Zāhirīne

Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, "Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?" demişti. Havariler de, "Biz Allah'ın yardımcılarıyız" demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkar etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

Kalem 68:27نَحْنُneHnubiz

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

bel neHnu meHrūmūne

(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.

Mearic 70:41نَحْنُneHnubiz

عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

ǎlā en nubeddile ḣayran minhum ve mā neHnu bi mesbūḳīne

(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.

İnsan 76:23نَحْنُneHnubiz

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْزِيلًا

innā neHnu nezzelnā ǎleyke l-ḳurāne tenzīlen

Şüphe yok ki, Kur'an'ı sana elbette biz indirdik biz.

İnsan 76:28نَحْنُneHnubiz

نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَا اَسْرَهُمْ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَا اَمْثَالَهُمْ تَبْدِيلًا

neHnu ḣaleḳnāhum ve şedednā esrahum ve iƶā şi'nā beddelnā emṧālehum tebdīlen

Onları biz yarattık ve eklemlerini (birbirine) biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.