Bana, Allah'a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.
حَقِيقٌ عَلٰٓى اَنْ لَا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ
Haḳīḳun ǎlā en lā eḳūle ǎlā (a)llahi illā l-Haḳḳa ḳad ci'tukum bi beyyinetin min rabbikum fe ersil meǐye benī isrāīle
Firavun, "Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen" dedi.
قَالَ اِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِاٰيَةٍ فَأْتِ بِهَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
ḳāle in kunte ci'te bi āyetin fe 'ti bihā in kunte mine S-Sādiḳīne
Bunun üzerine Musa, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ
fe elḳā ǎSāhu fe iƶā hiye ṧuǎ'bānun mubīnun
Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ
ve nezeǎ yedehu fe iƶā hiye beyDā'u li n-nāZirīne
Firavun'un kavminden ileri gelenler, dediler ki: "Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır."
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ
ḳāle l-meleu min ḳavmi fir'ǎvne inne hāƶā le sāHirun ǎlīmun
"Sizi yerinizden çıkarmak istiyor." Firavun, ileri gelenlere, "Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?" dedi.
يُرِيدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
yurīdu en yuḣricekum min erDikum fe māƶā te'murūne
Onlar şöyle dediler: "Musa'yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla."
قَالُوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
ḳālū ercih ve eḣāhu ve ersil fī l-medāini Hāşirīne
"Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler."
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ
ye'tūke bi kulli sāHirin ǎlīmin
Sihirbazlar Firavun'a geldiler. "Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükafat vardır, değil mi?" dediler.
وَجَاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
ve cā'e s-seHaratu fir'ǎvne ḳālū inne lenā le ecran in kunnā neHnu l-ğālibīne
Firavun, "Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız" dedi.
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
ḳāle neǎm ve innekum le mine l-muḳarrabīne
(Sihirbazlar), "Ey Musa! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım" dediler.
قَالُوا يَامُوسَىٰ اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْقِينَ
ḳālū yā mūsā immā en tulḳiye ve immā en nekūne neHnu l-mulḳīne
(Musa), "Siz atın" dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.
قَالَ اَلْقُوا فَلَمَّا اَلْقَوْا سَحَرُوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظِيمٍ
ḳāle elḳū fe lemmā elḳav seHarū eǎ'yune n-nāsi ve sterhebūhum ve cā'ū bi siHrin ǎZīmin
Biz de Musa'ya, "Elindeki değneğini at" diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
ve evHaynā ilā mūsā en elḳi ǎSāke fe iƶā hiye telḳafu mā ye'fikūne
Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı.
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
fe veḳaǎ l-Haḳḳu ve beTale mā kānū yeǎ'melūne
Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi.
فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِرِينَ
fe ğulibū hunālike ve nḳalebū Sāğirīne
Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
ve ulḳiye s-seHaratu sācidīne