Sözlük

ن و ر (NWR)

N-v-r

Görmeyi sağlayan yaygın hâldeki ışık demek olan نُور iki çeşittir. Biri dünyevîdir, diğeri uhrevîdir. Dünyevî olan da iki kısma ayrılır: Bir kısmı, basiret gözüyle anlaşılır. Bu etrafa yayılmış olan akıl nuru ve Kur’ân nuru gibi ilâhî konularla ilgili olan nurdur. Bir kısmı da normal gözle algılanan nurdur. Bu da ay, yıldızlar ve aydınlatıcılar gibi ışık saçan cisimlerden yayılan nurdur.

İlahi nur ile ilgili misaller: Allah buyurur ki: قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ size, Allah’tan bir nur ve apacık bir kitap da gelmiştir (5/Mâide 15); أَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا Ölü iken hidâyetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? (6/En’âm 122).

Yine buyurur ki: وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلاَ اْلإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا İşte biz böylece sana da emrimizden Kur’ân’ı vahyettik; yoksa sen kitap nedir? İman nedir? Bilmiyordun, fakat biz onu bir nur kıldık, onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz, (42/Şûrâ 52); فَمَنْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَى نُورٍ مِنْ رَبِّهِ Allah, kimin bağrını İslâm’a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? (39/Zümer 22).

Yine buyurur ki: اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ --- نُورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَاءُ Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili, …. Bu nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidâyete iletir (24/Nûr 35).

Normal gözle görülen nur için misaller ise şu âyetler gibidir: هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا O Allah’dır ki, güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı (10/Yûnus 5). Burada Güneş için ziya, Ay için nur isimlerinin özellikle seçilmesinin nedeni, ziya’nın nurdan daha özel bir anlam taşımış olmasındandır.

Yine buyurur ki: تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنِيرًا Gökte burçları var eden, onların içinde bir Kandil ve nurlu bir Ay barındıran Allah, yüceler yücesidir (25/Furkân 61), yani, nuru olan.

Her ikisi için de nurun kullanıldığı yerlerden biri şudur: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur (6/En’âm 1); وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın (57/Hadîd 28); وَأَشْرَقَتِ اْلأَرْض بِنُورِ رَبِّهَا Yer, Rabbinin nuru ile parlamıştır. (39/Zümer 69).

Uhrevî nurla ilgili misallere gelince: يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُمْ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (57/Hadîd 12); وَالَّذِينَ آَمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Onunla birlikte iman edenlerin nuru, önlerinde ve yanlarında koşar da, Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kâdirsin, derler (66/Tahrîm 8).

Yine buyurur ki: يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ آَمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım? Onlara: Arkanıza dönün de nur arayın! denilir (57/Hadîd 13).

Bir anlatım biçimi olarak أَنَارَ اللهُ كَذَا ve نَوَّرَهُ denir ki, Allah şunu aydınlatmıştır ve nurlandırmıştır. Yüce Allah bizzat kendisini de nurlandırıcı olması hasebiyle نُور (Nûr) diye anlandırmış ve şöyle buyurmuştur: اَللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَاْلآَرْضِ Allah, göklerin ve yerin nûrudur (24/Nûr 35). Allah’ın kendini bu şekilde adlandırması, fiilinin çokluğunu gösterir.

نَار ise, duyularla algılanan alevdir. Yüce Allah buyuruyor ki: أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ Söyleyin şimdi bana tutuşturmakta olduğunuz ateşi, (Vakı’a 71); مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi (2/Bakara 17).

Yalnız sıcaklığa da, şu âyette geçen cehennem ateşine de نَار denmektedir.

أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O, ateştir. Allah bunu kâfir olanlara vaad buyurdu. O ne kötü bir dönüş yeridir (22/Hac 72); فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o hâlde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının (2/Bakara 24); نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ O, kalplerin içine işleyecek, Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir (104/Hümeze 6). Bu birçok yerde geçmektedir.

Ayrıca savaş ateşine de bu isim verilmektedir: كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللَّهُ Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. (5/Mâide 64).

Bazıları ise, نَار ve نُورِ sözcüklerinin aynı asıldan geldiğini belirtirler. Aslında bunlar çoğun, beraber bulunan iki şeydir. Şu kadar var ki, نَار dünyada güçlü insanların faydalandığı bir şeydir. نُور ise, onların âhirette faydalanacakları bir şeydir. Onun için نُور ile ilgili olarak iktibas türevleri kullanılmıştır: انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım? Onlara: Arkanıza dönün de nur arayın!, denilir (57/Hadîd 13).

تَنَوَّرْتُ نَارًا Bir ateş gördüm. مَنَارَة sözcüğü نُور kelimesinin مَفْعَلَة formundadır. Ya da نَار sözcüğündendir. مَنَارَةُ السِّرِاجِ Fener kulesi, gibi. Üzerinde ezan okunan yüksek yere de مَنَارَة adı verilmiştir. مَنَارُ اْلأَرْضِ Yerin işaretleridir.

نَوَار Kuşkudan doğan nefrettir. Bu anlamda قَدْ نَارَتِ اْلمَرْأَةُ تَنُورُ نَوْرًا وَنَوَارًا kadın, kuşkulandığından nefret etti, denir.

نَوْرُ الشَّجَرِ وَنُوَّارُهُ ağacın çiçeği, bu, nura benzetme yoluyla söylenmiştir. نَوْر ise, dövme yapmak için toplanmış çiçektir. Bu anlamda نَوَّرَتِ اْلمَرْأَةُ يَدَهَا Kadın eline dövme yaptı, denir. Böyle isimlendirilmesinin nedeni, elin güzelliğini ortaya çıkardığındandır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →