ن ف س (NFS)
N-f-s
Yine buyurur ki: تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen! (5/Mâide 116); وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder (3/Âl-i İmrân 30).
Bu âyetteki, Allah’ın nefsi, O’nun zatıdır. Bu ifâde lafız açısından isim tamlaması olduğundan bu da ayrı şeyler olmasını gerektirse de ve ibare açısından iki varlığın ispatı manasına gelse de, anlam yönünden Allah’tan başka bir şey değildir. Yüce Allah her açıdan ikilikten münezzehtir.
Bazıları da der ki: Burada Yüce Allah’a nefs kelimesinin izafe edilmiş olması, sahip olma anlamındaki izâfettir. Buradaki نَفْسَهُ ifâdesiyle bizim, kötülüğü emreden nefislerimizi kastetmektedir. Kendi ismine izafe etmesi ise, onların kendi kontrolünde olduğunu bildirir.
مُنَافَسَة ise, erdemlerle donanıp erdemlilere benzemek ve kimseye zarar vermeden onların kervanına katılmak için nefs ile mücahede etmektir. Allah buyurur ki: خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ Onun sonu misktir. İşte bu alanda yarışmak isteyenler yarışsınlar (83/Mutaffifîn 26). Bu da tıpkı şu âyet gibidir: سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ Rabbinizden bir mağfirete; koşun (57/Hadîd 21).
نَفَسise, ağızdan ve burundan bedene girip çıkan havadır. Bu, nefs/ruh için gıda gibidir. Kesilince canlılık da sona erer.
Rahatlama, ferahlık da نَفَس diye adlandırılmıştır. Rivâyette yer alan şu ifâde de bu köktendir:
إِنِّي َلأَجِدُ نَفَسَ رَبِّكُمْ مِنْ قِبَلِ اْليَمَنِ Ben, Rabbinizin verdiği ferahlığın Yemen tarafından estiğini duyuyorum.
Hz. Peygamberin (sas) şu sözü de bu manaya işaret etmektedir: لاَتَسُبُّوا الرِّيحَ فَإِنَّهَا مِنْ نَفَسِ الرَّحْمَنِ Rüzgâra sövmeyiniz. Çünkü, o, Rahmân’ın nefesindendir. Yani, insanın sıkıntılarını hafifleten, biraz ferahlatan bir serinliktir. Bu anlamda اَلَّلهُمَّ نَفِّسْ عَنِّي denir ki, Allah’ım, bana ferahlık ver, demektir. تَنَفَّسَتِ الرِّيحُ Rüzgâr, hoş, güzel bir şekilde esti. Şair şöyle der:
450- فَإِنَّ الصَّبَا رِيحٌ إِذَا مَا تَنَفَّسَتْ *** عَلَى نَفْسٍ مَحْزُونٍ تَجَلَّتْ هُمُومُهَا
450- Şüphesiz saba öyle bir rüzgârdır hoş bir şekilde estiğinde
Üzgün bir yüreğin üzerine mutlaka efkârını dağıtır.
نِفَاس , kadının doğum yapmasıdır. Doğum yapana: هِيَ نُفَسَاءُ çoğuluna ise, نُفَاسٌ denmektedir. Bu sırada doğurduğu çocuğa ise, صَبِيٌّ مَنْفُوسٌ Kırklı çocuk adı verilmektedir.
تَنَفُّسُ النَّهَارِ Günün nefes alması, iyice genişlemesi, etrafı kuşatmasıdır. Allah buyurur ki: وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ Nefeslendiği (ağardığı) an sabaha ki (Tekvir 18).
نَفِسْتُ بِكَذَا Şunu aziz bildim; yani, gözüm onda kaldı. Değerli bir şeyin شَيْءٌ نَفِيسٌ، Nefis bir şey, شَيْءٌ مَنْفُوسٌ بِهِ kendisiyle nefes alınan bir şey, شَيْءٌ مُنْفِسٌ nefes aldıran bir şey, gibi tanımlandığına da rastlanmaktadır.