وَاِنَّٓا kelimesinin geçtiği ayetler
Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden وانا formunun kendisi aranıyor.
İlgili Ayetler (59)
Bakara 2:70وَاِنَّٓاve innāama mutlaka biz
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَاِنَّٓا اِنْ شَاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ
ḳālū d'ǔ lenā rabbeke yubeyyin lenā mā hiye inne l-beḳara teşābehe ǎleynā ve innā in şā'e (a)llahu le muhtedūne
"Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz" dediler.
Bakara 2:156وَاِنَّٓاve innāve şüphesiz biz
Bakara 2:160وَاَنَاve enāçünkü ben
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
illā (e)lleƶīne tābū ve eSleHū ve beyyenū fe ulāike etūbu ǎleyhim ve enā t-tevvābu r-raHīmu
Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lanetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
Al-i İmran 3:81وَاَنَا۬ve enāben de
وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّنَ لَمَا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْرِي قَالُوا اَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ
ve iƶ eḣaƶe (a)llahu mīṧāḳa n-nebiyyīne le mā āteytukum min kitābin ve Hikmetin ṧumme cā'ekum rasūlun muSaddiḳun li mā meǎkum le tu'minunne bihi ve le tenSurunnehu ḳāle e eḳrartum ve eḣaƶtum ǎlā ƶālikum iSrī ḳālū eḳrarnā ḳāle fe şhedū ve enā meǎkum mine ş-şāhidīne
Hani, Allah peygamberlerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?" demişti. Onlar, "Kabul ettik" demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.
Maide 5:22وَاِنَّاve innāve şüphesiz biz
قَالُوا يَامُوسَىٰ اِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ
ḳālū yā mūsā inne fīhā ḳavmen cebbārīne ve innā len nedḣulehā Hattā yeḣrucū minhā fe in yeḣrucū minhā fe innā dāḣilūne
Dediler ki: "Ey Musa! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de gireriz."
En'am 6:146وَاِنَّاve innābiz elbette
وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا اَوِ الْحَوَايَا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
ve ǎlā (e)lleƶīne hādū Harramnā kulle ƶī Zufurin ve mine l-beḳari ve l-ğanemi Harramnā ǎleyhim şuHūmehumā illā mā Hamelet Zuhūruhumā evi l-Havāyā ev mā ḣteleTa bi ǎZmin ƶālike cezeynāhum bi beğyihim ve innā le Sādiḳūne
Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
En'am 6:163وَاَنَا۬ve enāve ben
A'raf 7:66وَاِنَّاve innāve elbette biz
قَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ اِنَّا لَنَرٰيكَ فِي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
ḳāle l-meleu (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi innā le nerāke fī sefāhetin ve innā le neZunnuke mine l-kāƶibīne
Kavminin ileri gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz."
A'raf 7:68وَاَنَا۬ve enāve ben
A'raf 7:127وَاِنَّاve innāve biz daima
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
ve ḳāle l-meleu min ḳavmi fir'ǎvne e teƶeru mūsā ve ḳavmehu li yufsidū fī l-erDi ve yeƶerake ve āliheteke ḳāle se nuḳattilu ebnā'ehum ve nesteHyī nisā'ehum ve innā fevḳahum ḳāhirūne
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Musa'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?" Firavun, "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?" dedi.
A'raf 7:143وَاَنَا۬ve enāve ben
وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ اَرِنِٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرٰينِي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰينِي فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا فَلَمَّا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
ve lemmā cā'e mūsā li mīḳātinā ve kellemehu rabbuhu ḳāle rabbi erinī enZur ileyke ḳāle len terānī ve lākini nZur ilā l-cebeli fe ini steḳarra mekānehu fe sevfe terānī fe lemmā tecellā rabbuhu li l-cebeli ceǎlehu dekken ve ḣarra mūsā Saǐḳan fe lemmā efāḳa ḳāle subHāneke tubtu ileyke ve enā evvelu l-mu'minīne
Musa, belirlediğimiz yere (Tur'a) gelip Rabbi de ona konuşunca, "Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım" dedi. Allah da, "Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin." dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılınca, "Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah'ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim" dedi.
Yunus 10:41وَاَنَا۬ve enāve ben de
وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لِي عَمَلِي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ اَنْتُمْ بَرِٓيؤُ۫نَ مِمَّا اَعْمَلُ وَاَنَا۬ بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
ve in keƶƶebūke fe ḳul lī ǎmelī ve lekum ǎmelukum entum berīūne mimmā eǎ'melu ve enā berī'un mimmā teǎ'melūne
Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: "Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım (sorumlu değilim)."
Yunus 10:90وَاَنَا۬ve enāve ben de
وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَٓاءِيلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا الَّذِي اٰمَنَتْ بِهِ بَنُٓوا اِسْرَٓاءِيلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
ve cāveznā bi benī isrāīle l-baHra fe etbeǎhum fir'ǎvnu ve cunūduhu beğyen ve ǎdven Hattā iƶā edrakehu l-ğaraḳu ḳāle āmentu ennehu lā ilāhe illā elleƶī āmenet bihi benū isrāīle ve enā mine l-muslimīne
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, "İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka hiçbir ilah olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım" dedi.
Hud 11:35وَاَنَا۬ve enāancak ben
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَامِي وَاَنَا۬ بَرِيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ
em yeḳūlūne fterāhu ḳul ini fteraytuhu fe ǎleyye icrāmī ve enā berī'un mimmā tucrimūne
(Ey Muhammed!) Yoksa "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana aittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım."
Hud 11:72وَاَنَا۬ve enāben böyle
قَالَتْ يَاوَيْلَتَىٰ ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْلِي شَيْخًا اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ
ḳālet yā veyletā e elidu ve enā ǎcūzun ve hāƶā beǎ'lī şeyḣen inne hāƶā le şey'un ǎcībun
Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!" dedi.
Hud 11:91وَاِنَّاve innāve biz
قَالُوا يَاشُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ فِينَا ضَعِيفًا وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَزِيزٍ
ḳālū yā şuǎybu mā nefḳahu keṧīran mimmā teḳūlu ve innā le nerāke fīnā Deǐyfen ve levlā rahTuke le racemnāke ve mā ente ǎleynā bi ǎzīzin
Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin."
Hud 11:109وَاِنَّاve innāşüphesiz biz
فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ
fe lā teku fī miryetin mimmā yeǎ'budu hā'ulā'i mā yeǎ'budūne illā ke mā yeǎ'budu ābā'uhum min ḳablu ve innā le muveffūhum neSībehum ğayra menḳūSin
(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan) paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.
Yusuf 12:11وَاِنَّاve innāoysa biz
Yusuf 12:12وَاِنَّاve innāve biz elbette
Yusuf 12:59وَاَنَا۬ve enāve ben
وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبِيكُمْ اَلَا تَرَوْنَ اَنِّٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ
ve lemmā cehhezehum bi cehāzihim ḳāle 'tūnī bi eḣin lekum min ebīkum elā teravne ennī ūfī l-keyle ve enā ḣayru l-munzilīne
Yusuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim."
Yusuf 12:61وَاِنَّاve innāve biz muhakkak
Yusuf 12:63وَاِنَّاve innāşüphesiz biz
فَلَمَّا رَجَعُوا اِلٰٓى اَبِيهِمْ قَالُوا يَاأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
fe lemmā raceǔ ilā ebīhim ḳālū yā ebānā muniǎ minnā l-keylu fe ersil meǎnā eḣānā nektel ve innā lehu le HāfiZūne
Onlar, babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz" dediler.
Yusuf 12:72وَاَنَا۬ve enāve ben
Yusuf 12:82وَاِنَّاve innāve biz
İbrahim 14:9وَاِنَّاve innāve biz
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُ۬ا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا اَيْدِيَهُمْ فِي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهِ وَاِنَّا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ
e lem ye'tikum nebeu (e)lleƶīne min ḳablikum ḳavmi nūHin ve ǎādin ve ṧemūde ve(e)lleƶīne min beǎ'dihim lā yeǎ'lemuhum illā (a)llahu cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe raddū eydiyehum fī efvāhihim ve ḳālū innā kefernā bimā ursiltum bihi ve innā le fī şekkin mimmā ted'ǔnenā ileyhi murībin
Sizden önceki Nuh, Ad, ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah'tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, "Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz" dediler.
Hicr 15:9وَاِنَّاve innāve elbette biziz
Hicr 15:23وَاِنَّاve innābiziz
Hicr 15:64وَاِنَّاve innāve biz elbette
Kehf 18:8وَاِنَّاve innābiz elbette
Ta-Ha 20:13وَاَنَاve enāve ben
Enbiya 21:56وَاَنَا۬ve enāve ben de
قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ
ḳāle bel rabbukum rabbu s-semāvāti ve l-erDi elleƶī feTarahunne ve enā ǎlā ƶālikum mine ş-şāhidīne
İbrahim, dedi ki: "Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim."
Enbiya 21:92وَاَنَا۬ve enāşüphesiz benim
Enbiya 21:94وَاِنَّاve innāşüphesiz biz
فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ
fe men yeǎ'mel mine S-SāliHāti ve huve mu'minun fe lā kufrāne li seǎ'yihi ve innā lehu kātibūne
Şu halde, kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkar edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
Mü'minun 23:18وَاِنَّاve innāelbette biz
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ
ve enzelnā mine s-semāi māen bi ḳaderin fe eskennāhu fī l-erDi ve innā ǎlā ƶehābin bihi le ḳādirūne
Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.
Mü'minun 23:52وَاَنَا۬ve enāve ben de
Mü'minun 23:95وَاِنَّاve innāşüphesiz biz
Şuara 26:20وَاَنَا۬ve enāben
Şuara 26:56وَاِنَّاve innāve mutlaka biz
Neml 27:49وَاِنَّاve innāve biz
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهِ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
ḳālū teḳāsemū bi(a)llahi le nubeyyitennehu ve ehlehu ṧumme le neḳūlenne li veliyyihi mā şehidnā mehlike ehlihi ve innā le Sādiḳūne
Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; 'Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz', diyeceğiz."
Sebe 34:24وَاِنَّٓاve innāo halde biz
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ قُلِ اللّٰهُ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
ḳul men yerzuḳukum mine s-semāvāti ve l-erDi ḳuli (a)llahu ve innā ev iyyākum le ǎlā huden ev fī Delālin mubīnin
De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık verir?" De ki: "Allah. O halde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!"
Saffat 37:165وَاِنَّاve innāve elbette biziz
Saffat 37:166وَاِنَّاve innāve elbette biziz
Mü'min 40:42وَاَنَا۬ve enāben ise
تَدْعُونَنِي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزِيزِ الْغَفَّارِ
ted'ǔnenī li ekfura bi(a)llahi ve uşrike bihi mā leyse lī bihi ǐlmun ve enā ed'ǔkum ilā l-ǎzīzi l-ğaffāri
"Siz beni Allah'ı inkar etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah'a) çağırıyorum."
Şura 42:48وَاِنَّٓاve innāelbette biz
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ
fe in eǎ'raDū fe mā erselnāke ǎleyhim HafīZen in ǎleyke illā l-belāğu ve innā iƶā eƶeḳnā l-insāne minnā raHmeten feriHa bihā ve in tuSibhum seyyietun bimā ḳaddemet eydīhim fe inne l-insāne kefūrun
Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.
Zuhruf 43:14وَاِنَّٓاve innābiz elbette
وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ
ve innā ilā rabbinā le munḳalibūne
(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.
Zuhruf 43:22وَاِنَّاve innāve elbette biz de
Zuhruf 43:23وَاِنَّاve innāve biz de
وَكَذٰلِكَ مَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ
ve ke ƶālike mā erselnā min ḳablike fī ḳaryetin min neƶīrin illā ḳāle mutrafūhā innā vecednā ābā'enā ǎlā ummetin ve innā ǎlā āṧārihim muḳtedūne
İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.
Zuhruf 43:30وَاِنَّاve innāve elbette biz
Zariyat 51:47وَاِنَّاve innāve elbette biz
Mümtehine 60:1وَاَنَا۬ve enāoysa ben
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَٓاءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَاَنَا۬ اَعْلَمُ بِمَا اَخْفَيْتُمْ وَمَا اَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tetteḣiƶū ǎduvvī ve ǎduvvekum evliyā'e tulḳūne ileyhim bi l-meveddeti ve ḳad keferū bimā cā'ekum mine l-Haḳḳi yuḣricūne r-rasūle ve iyyākum en tu'minū bi(a)llahi rabbikum in kuntum ḣaractum cihāden fī sebīlī ve btiğā'e merDātī tusirrūne ileyhim bi l-meveddeti ve enā eǎ'lemu bimā eḣfeytum ve mā eǎ'lentum ve men yef'ǎlhu minkum fe ḳad Delle sevā'e s-sebīli
Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkar ettiler. Rabbiniz olan Allah'a inandınız diye Resulü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.
Hakka 69:49وَاِنَّاve innāve elbette biz
Cin 72:5وَاَنَّاve ennāve elbette biz
Cin 72:8وَاَنَّاve ennāve elbette biz
Cin 72:9وَاَنَّاve ennāve elbette biz
وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا
ve ennā kunnā neḳ'ǔdu minhā meḳāǐde li s-sem'ǐ fe men yestemiǐ l-āne yecid lehu şihāben raSaden
"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."
Cin 72:10وَاَنَّاve ennāve elbette biz
Cin 72:11وَاَنَّاve ennābize gelince
Cin 72:12وَاَنَّاve ennābiz
Cin 72:13وَاَنَّاve ennābiz
وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِهِ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّهِ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا
ve ennā lemmā semiǎ'nā l-hudā āmennā bihi fe men yu'min bi rabbihi fe lā yeḣāfu beḣsen ve lā raheḳan
"Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur'an'ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar."
Cin 72:14وَاَنَّاve ennāve elbette biz
وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا
ve ennā minnā l-muslimūne ve minnā l-ḳāsiTūne fe men esleme fe ulāike teHarrav raşeden
"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır."