Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ
iƶ deḣalū ǎleyhi fe ḳālū selāmen ḳāle innā minkum vecilūne
Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ
ḳālū lā tevcel innā nubeşşiruke bi ğulāmin ǎlīmin
İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.
قَالَ اَبَشَّرْتُمُونِي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
ḳāle e beşşertumūnī ǎlā en messeniye l-kiberu fe bi me tubeşşirūne
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطِينَ
ḳālū beşşernāke bi l-Haḳḳi fe lā tekun mine l-ḳāniTīne
Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ اِلَّا الضَّالُّونَ
ḳāle ve men yeḳneTu min raHmeti rabbihi illā D-Dāllūne
İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
ḳāle fe mā ḣaTbukum eyyuhā l-murselūne
Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.
قَالُوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ
ḳālū innā ursilnā ilā ḳavmin mucrimīne
(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَعِينَ اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَا اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ
illā āle lūTin innā le muneccūhum ecmeǐyne / illā mraetehu ḳaddernā innehā le mine l-ğābirīne
(61-62) Elçiler (melekler) Lut'un ailesine gelince, Lut onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
فَلَمَّا جَاءَ اٰلَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَ قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
fe lemmā cā'e āle lūTin l-murselūne / ḳāle innekum ḳavmun munkerūne
Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."
قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا فِيهِ يَمْتَرُونَ
ḳālū bel ci'nāke bimā kānū fīhi yemterūne
"Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."
وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
ve eteynāke bi l-Haḳḳi ve innā le Sādiḳūne
"Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin."
فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
fe esri bi ehlike bi ḳiT'ǐn mine l-leyli ve ttebiǎ' edbārahum ve lā yeltefit minkum eHadun ve mDū Hayṧu tu'merūne
Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."
وَقَضَيْنَا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحِينَ
ve ḳaDeynā ileyhi ƶālike l-emra enne dābira hā'ulā'i meḳTūǔn muSbiHīne
Şehir halkı sevinerek geldiler.
وَجَاءَ اَهْلُ الْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
ve cā'e ehlu l-medīneti yestebşirūne
Lut, dedi ki: "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْفِي فَلَا تَفْضَحُونِ
ḳāle inne hā'ulā'i Deyfī fe lā tefDeHūni
"Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" dedi.
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ
ve tteḳū (a)llahe ve lā tuḣzūni
Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik" dediler.
قَالُوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمِينَ
ḳālū e ve lem nenheke ǎni l-ǎālemīne