Sözlük

ق و ي (GWY)

K-v-y

قُوَّة (kuvvet) kelimesi, bazen قُدْرَة (yapabilme, hakim olma) manasında kullanılır: خُذُوا مَا آَتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ Size verdiğimiz kitaba kuvvetle tutunun (2/Bakara 63).

Bazen de, bir varlıktaki potansiyel enerjiye, gizli güce, gizli yapıya قُوَّة adı verilmektedir. Meselâ: اَلنَّوَى بِاْلقُوَّةِ نَخْلٌ denmektedir. Yani, hurma çekirdeği, potansiyel olarak hurma ağacı olmaya uygun ve onun için adaydır.

Bundan ayrı olarak قُوَّة kelimesi bazen beden/vücut için, başka zaman kalp için kullanıldığı gibi, bazen dışarıdan yardım eden, bazen de ilâhî kudret için kullanılır. Bunlara sıra ile misaller verelim:

1. Beden için kullanılana örnek şu âyetlerdir. Allah buyurur ki: وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً …Bizden daha kuvvetli kim vardır? dediler (41/Fussilet 15); فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا Bana kuvvet verin de sizinle onların arasına en sağlam setti yapayım (18/Kehf 95) Burada söz konusu edilen kuvvet, beden kuvvetidir. Zira, kendisi dış kuvvetten yüz çevirmiş ve onu sevmediğini, arzu etmediğini قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ Dedi ki: Rabbimin bana vermiş olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır sözleriyle dile getirmiştir.

2. Kalp kuvvetine misal ise şudur: يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl (19/Meryem 12), yani: Kalp kuvvetiyle ona sarıl.

3. Dışarıdan yardım edenlerin kuvvetine örnek: لَوْ أَنَّ لِي بِكُمْ قُوَّةً Ne olurdu size karşı bir kuvvetim olsaydı (11/Hûd 80). Deniyor ki, bunun anlamı: Kendisiyle güç kazanacağım askerler, kendisiyle güçleneceğim malım olsaydı, şeklindedir. قَالُوا نَحْنُ أُولُو قُوَّةٍ وَأُولُو بَأْسٍ شَدِيدٍ Şöyle dediler: Biz güçlü-kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız (27/Neml 33).

4. İlahi kudrete örnek: إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir (58/Mücâdele 21); وَكَانَ اللَّهُ قَوِيًّا عَزِيزًا …. Allah çok güçlüdür, çok üstündür (33/Ahzâb 25).

إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah’tır (51/Zâriyât 58) âyetindeki kuvvet kelimesi ise geneldir. Bu hem Yüce Allah’a mahsus kudret için hem de O’nun diğer varlıklara verdiği kuvvet için kullanılmıştır.

وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَى قُوَّتِكُمْ ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın (11/Hûd 52) sözünde ise, Yüce Allah, onların her birine hak ettiği çeşitli kuvvetlerden vereceğini garanti etmiştir.

ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ O elçi güçlüdür, Arş’ın sahibinin yanında çok itibarlıdır (81/Tekvîr 20) beyanıyla Cibril (as) kastedilmiş ve O, Arş’ın Sahibi katında güçlü olmakla nitelendirilmiştir. Burada kelimenin yapısı tekil ve nekre (belirsiz) olarak ذِي قُوَّةٍ Bir kuvvet sahibi şeklinde verilmiştir. Böylece onun kuvvetinin Yüceler Alemi baz alındığında bir dereceye kadar olduğuna dikkat çekilmiştir.

Yine Cibril hakkında: عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti (53/Necm 5) âyetinde ise, O’nun kuvveti, hem çoğul hem de cinsin tamamını kuşatan marifelik/belirlilik takısıyla verilmiştir. Böylece, Cibril, bu dünya ölçülerine göre, kendilerini eğiten ve faydalı olanlarla karşılaştırıldığında pek çok güçleri olan ve büyük kudrete sahip olan biridir, denmek istenmiştir.

Yetenek anlamındaki kuvvet ise, en çok felsefeciler tarafından kullanılır. Onlar bunu iki kategoride ele alırlar.

Birincisi: Mevcut olup kullanılmayan potansiyel kuvvet. Bu anlamda فُلاَنٌ كَاتِبٌ بِالْقُوَّةِ Falan adam, kuvve olarak yazıcıdır. Yani: Bu kişi yazı yazmayı bilmektedir yalnız onu kullanmamaktadır.

İkincisi: Aynı şekilde فُلاَنٌ كَاتِبٌ بِالْقُوَّةِ Falan adam, kuvve olarak yazıcıdır denir ve bununla o kişinin yazmayı bildiği ama onu kullanmadığı kastedilmez, aksine, bu kişinin yazmayı öğrenme yeteneği olduğu, onu öğrenebileceği belirtilmek istenir.

Geçitler de قَوَاء diye adlandırılmıştır. Bu bağlamda أَقْوَى الرَّجُلُ denir ki, adam çöle düştü, demektir. Çöle düşen adamın her şeyden mahrum olması düşünülerek bu hâle فَقْرُ fakirlik, yoksulluk adı verilmiştir. Onun için أَقْوَى فُلاَنٌ demek, falan adam fakirleşti, demektir. Bu fiil, tıpkı أَرْمَلَ Dul kaldı: Dullaştı ve أَتْرَبَ Toprak oldu, topraklaştı fiilleri gibidir. Bu manada Allah buyurur ki: وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ ve çölden gelip geçenlere bir istifâde mekânı yaptık (56/Vâkıa 73).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →