ق س م (GSM)
K-s-m
اِسْتَقْسَمْتُهُ : Ondan paylara bölmesini istedim. Bu fiil formu, kimi zaman قَسَمَ (parçalara ayırdı, dağıttı) anlamında da kullanılır. Allah buyurur ki: وَأَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِاْلأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ : ve fal oklarıyla pay dağıtmanız. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır (5/Mâide 3). رَجُلٌ مُقَسَّمُ اْلقَلْبِ : Kalbi dağınık adam. Yani, üzüntünün kalbini böldüğü adam. Bu tıpkı مُتَوَزِّعُ اْلخَاطِرِ ve مُشْتَرَكُ الُّلبِّ sözleri gibidir.
أَقْسَمَ : Yemin etti. Bu kelimenin aslı قَسَامَة kökünden geliyor. قَسَامَة ; maktulun yakınlarına dağıtılan diyettir. Sonra bu kelime her türlü yemine ad oldu. Allah buyurur ki: وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ آَيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا : Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah’a andiçtiler (6/En’âm 109); أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللَّهُ بِرَحْمَةٍ : Allah onları hiç bir rahmete erdirmeyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (7/A’râf 49); لا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ * وَلا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ : Kıyamet gününe yemin ederim * Kendini kınayan nefse yemin ederim (75/Kıyâmet 1-2); فَلاَ أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ : Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim (70/Meâric 40); إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ : Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi (68/Kalem 17); فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ : Her ikisi Allah üzerine yemin ederler (5/Mâide 106).
قَاسَمَهُ : Ona yemin etti. تَقَاسَمَا : İkisi birbirleriyle yeminleştiler. Allah buyurur ki: وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ : Onlara, ben size öğüt veriyorum diye yemim etti (7/A’râf 21); قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللَّهِ : Allah adına yeminleşerek şöyle dediler (27/Neml 49). فُلاَنٌ مُقَسَّمُ اْلوَجْهِ وَقَسِيمُ اْلوَجْهِ : Falan kişi güzel yüzlüdür. قَسَامَة : Güzellik. Bu kelimenin aslı قِسْمَة (nasip, pay) kökünden gelir. Sanki herkes güzellikten nasibi olan yere gelmiş ve böylece onu kaçırmamış olur. Denilir ki; مُقَسِّم denilmesi, göz bakışını güzelliğiyle böldüğü içindir. Böylece bakış tek bir yerde sabit kalmaz.
كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ : Tıpkı o bölüşenlere indirdiğimiz gibi (15/Hicr 90); yani, Resûlullah’a yönelenleri Allah yolundan alıkoymak için Mekke’nin giriş yollarını kendi aralarında bölüştürenler. Kimisine göre ise, âyetin anlamı şöyledir: Tıpkı Resûlullah’a karşı plan kurma konusunda ahitleşenlere indirdiğimiz gibi.