Sözlük

ق ض ي (GĐY)

K-d-y

قَضَاء : İster söz ister fiil olsun bir konuda hüküm vermektir. Bunların her birisi de iki kısma ayrılır: İlâhî ve beşerî. Şu âyetler ilâhî söz kısmına girer: وَقَضَى رَبُّكَ أَلا تَعْبُدُوا إِلا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا : Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti (17/İsrâ 23). Bu âyetteki قَضَى fiili, أَمَرَ /emretti anlamındadır. وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إسْرائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي اْلأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا : İsrailoğullarına Kitap’ta; yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye hükmettik (17/İsrâ 4). Bu, bilginin verildiğine ve meselenin kesin karara bağlandığına dair bir hükümdür. Yani; onlara bildirdik ve onlara kesin bir vahiy gönderdik. Şu âyet de bu anlamdadır: وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ اْلأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَؤُلاَءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحِينَ : Ona şu kesin emri vahyettik: Sabaha çıkarlarken onların kökü kesilmiş olacaktır (15/Hicr 66).

İlâhî fiile örnek: وَاللَّهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لاَ يَقْضُونَ بِشَيْءٍ : Allah, gerçekle hükmeder. O’nun dışında yalvardıkları putlar bir şeye hüküm veremez (40/Mü’min 20); فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ : Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı (41/Fussilet 12). Bu âyet, Yüce Allah’ın (gökleri) yoktan var edip bu işi sona erdirdiğine işarettir. Şu âyet de aynı anlamdadır: بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ : Allah, göklerin ve yeryüzünün yoktan var edicisidir (2/Bakara 117). وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ : Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi (42/Şûra 14). Bu âyetteki قُضِيَ fiili فُصِلَ anlamındadır.

Beşerî söze örnek: قَضَى اْلحَاكِمُ بِكَذَا : Hakim şuna karar verdi. Zira hâkimin verdiği hüküm sözle olur.

Beşerî fiile örnek: فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ ...: Hac ibâdetlerinizi tamamladığınızda (2/Bakara 200); ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ : Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler (22/Hac 29); قَالَ ذَلِكَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ أَيَّمَا اْلأَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلاَ عُدْوَانَ عَلَيَّ وَاللَّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ : Musa; bu seninle benim aramda bir sözleşmedir. Hangi süreyi yerine getirirsem bana düşmanlık yoktur. Konuştuklarımıza Allah vekildir, dedi (28/Kasas 28); فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا : Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık (33/Ahzâb 37); ثُمَّ اقْضُوا إِلَيَّ وَلاَ تُنْظِرُونِ : Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin (10/Yûnus 71); yani işinizi bitiriniz. فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ : Ne hüküm vereceksen ver (20/Tâhâ 72); إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا : Sen ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin (20/Tâhâ 72).

Şairin şu sözü, hem söz hem fiil ile olan kaza/hüküm anlamında olabilir:

369- قَضَيْتَ أمُوراً ثُمّ غَادَرْتَ بَعْدَها

369- Hüküm verdin birçok konuda; sonra bıraktın onların ardında…

Ölüm de قَضَاء diye ifâde edilir. فُلاَنٌ قَضَى نَحْبَهُ : Falan kişi ecelini tamamladı/öldü, denir. Sanki o, kendisine özgü olan işini dünyasından ayırmıştır. Allah buyurur ki: فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ : Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir (33/Ahzâb 23). Kimisine göre فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ âyet ifâdesinin anlamı şöyledir: “Bazıları adağını yerine getirdi.” Çünkü sözü edilen kişiler, düşmandan kaçmamak ya da öldürülmek konusunda kendilerini bağlamışlardır. Kimisine göre ise onun anlamı; “Bazıları öldü” şeklindedir.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ : Sizi bir çamurdan yaratan, sonra bir ecel takdir eden ancak O’dur. Bir de O’nun katında muayyen bir ecel vardır (6/En’âm 2). Deniliyor ki, âyette geçen birinci أَجَل ’den kasıt hayat, ikincisinden kasıt ise dirilme ecelidir/zamanıdır.

يَالَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ : Ne olurdu, ölüm her şeyi bitirmiş olaydı (69/Hâkka 27); وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ : Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler (43/Zuhruf 77). Bu, ölümden kinâyedir. فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَى مَوْتِهِ إِلاَّ دَابَّةُ اْلأَرْضِ : Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi (34/Sebe’ 14).

قَضَى الدَّيْنَ (Borç verdi): Borcu geri vermekle ondaki hükmü karara bağladı. اِقْتِضَاء : Borcun ödenmesini istemek. Arapların şu sözü de bu anlamdan gelir: هَذَا يَقْضِي كَذَا : Bu şunu gerektirir.

وَلَوْ يُعَجِّلُ اللَّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ : Eğer Allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi (10/Yûnus 11); yani, onların ecelleri ve hayat için belirlenen zamanları tamamlanırdı.

Yüce Allah’tan olan قَضَاء , kader’den daha dar anlamlıdır. Çünkü قَضَاء , takdir’i hükme bağlamaktır. Buna göre, kader, takdirin bizzat kendisidir; kaza ise ayırmak ve karara bağlamaktır. Bazı âlimler şunu demişlerdir: Kader, ölçülmek için hazırlanan şeyin; kaza ise ölçeğin konumundadır.

Bazıları şöyle der: قَضَاء /Kaza, ezelden mücmel bir şekilde tümellerle ilgili hüküm vermektir. قَدَر /Kader ise, ayrıntılı bir şekilde söz konusu tümellerin tikellerinin meydana gelmesine hüküm vermektir. Bu tıpkı şuna benzer: Ebû Ubeyda, taun hastalığından Şam’a kaçmak istediğinde Hz. Ömer’e; “Sen (ilâhî) kaza’dan mı kaçıyorsun?” dedi. Hz. Ömer; “Allah’ın kazasından O’nun kaderine kaçıyorum”, dedi. Hz. Ömer’in bu sözü şuna işaret eder: Kader, kaza olmadığı sürece Yüce Allah’ın onu defetmesi umulur; ama Allah onu kaza hâline getirdiğinde ise, onu defetmenin imkânı kalmaz. Şu âyetler de bu görüşü desteklemektedir: وَكَانَ أَمْرًا مَقْضِيًّا : Artık bu, hükme bağlanmış/olup bitmiş bir iştir (19/Meryem 21); كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا : Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür (19/Meryem 71); وَقُضِيَ اْلأَمْرُ : İş bitirildi (2/Bakara 210); yani hüküm verildi. Bu âyet, işin telâfî edilemeyecek/geri dönülemeyecek hâle geldiğine işaret eder. إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ : Allah, bir şeyin var olmasına hüküm verince sadece “ol” der, o da derhal oluverir (3/Âl-i İmrân 47).

هُوَ كَذَا أَوْ لَيْسَ بِكَذَا (Bu şöyledir veya değildir), şeklinde söylediğin her kat’î/kesin söze قَضِيَّة denir. Bu anlamdan; قَضِيَّةٌ صَادِقَةٌ (Doğru kaziye) ve قَضِيَّةٌ كَاذِبَةٌ (yalan kaziye) denir. اَلتَّجْرِبَةُ خَطَرٌ وَاْلقَضَاءُ عَسِرٌ diyen de bunu kastetmiştir. Yani bir şeyin şöyle olduğuna ve şöyle olmadığına hükmetmek zor bir iştir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: عَلِيٌّ أَقْضَاكُمْ : Ali en iyi hüküm vereninizdir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →