ق ع د (GAD̃)
K-a-d
مَقْعَد kelimesi ise, oturma yeri demektir. Bunun çoğulu ise, مَقَاعِد şeklindedir. Allah buyurur ki: فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ Muktedir/Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar (54/Kamer 55); yani, huzurlu (âsûde) bir mekânda.
Yüce Allah’ın: وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ Hani sen sabah erkenden mü’minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın (3/Âl-i İmrân 121) sözünde geçen مَقَاعِدَ kelimesi ise, otağın kurulduğu savaş meydanını kinâye yollu anlatmaktadır.
Bunlardan ayrı olarak bir işte tembellik gösteren kişiye de قََاعِد adı verilmiştir. Yüce Allah’ın şu sözünde olduğu gibi: لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar (4/Nisâ 95).
رَجُلٌ قُعَدَةٌ وضُجَعَةٌ sürekli oturan, tembel, haylaz, uykucu bir adam ifâdesi de bu köktendir.
وَفَضَّلَ اللَّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir (4/Nisâ 95) âyetinde geçen قَاعِدِينَ sözcüğü de oturanlar demektir.
Bazen bir şeyi gözetlemek de, onun için oturmak ifâdesiyle anlatılmaktadır. Yüce Allah: قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ Dedi ki: Öyleyse, beni azdırmana karşılık, ant içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım (7/A’râf 16); فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ Kavmi, Musa’ya: Sen ve Rabb’in gidin savaşın; biz burada oturuyoruz, dediler (5/Mâide 24), yani, biz burada durup bekleyeceğiz.
إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken (50/Kâf 17), yani, yanlarında kendilerini gözetim altında tutan, lehinde ve aleyhinde ne yaparsa yazan bir melek vardır. Bu قَعِيدٌ kelimesi, hem bir kişi hem de çoğul için kullanılır. Aynı şekilde yabani hayvanlar için de kullanılan قَعِيدٌ zayıf/boynuzsuz kelimesi ise, نَطِيح tos vuran, güçlü sözcüğünün karşıtıdır.
قَعِيدَكَ اللهَ ، قِعْدَكَ اللهَ Her zaman korumasıyla seninle olan Allah’tan dilerim deyimi de bu köktendir.
قَاعِدَة sözcüğü ise, ay hâlinden ve evlilikten eli eteği çekilmiş kadın demektir. Bunun çoğulu da قَوَاعِد kelimesidir. Bu anlamda Yüce Allah: وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ اللَّاتِي لاَ يَرْجُونَ نِكَاحًا Bir de nikah ümidi kalmayan, ay hâlinden kesilmiş kadınlar (24/Nûr 60).
مُقْعَد kelimesi, borçlar altında ezilen, kronik bir hastalığa yakalandığından ayağa kalkamayan kişi için kullanılır. Kurbağaya da böyle ezilmiş gibi durduğundan bu hâli söz konusu kişilerin hâline benzetilerek مُقْعَد adı verilmiştir. Bunun çoğulu ise, مُقْعَدَات kelimesidir. Henüz yeni olarak küp şeklinde tomurcuklanan/belirginleşen kadın göğüslerine ثَدْيٌ مُقْعَدٌ denmektedir. Yanı sıra, bu مُقْعَدٌ kelimesi, kinâye yoluyla güzel huy ve alışkanlıklarından uzaklaşmış kötü karakterli kişileri anlatmak için de kullanılmaktadır.
Bir bina için kullanılan قَوَاعِدُ اْلبِنَاءِ ifâdesi ise, onun temellerini dile getirir. Bu anlamda Allah buyurur ki: وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ Hani bir zamanlar İbrahim ve İsmail Ev’in temellerini kaldırıyorlar (diye niyaz ediyorlardı) (2/Bakara 127).
Deve üzerinde kurulan tahtırevan için kullanılan قَوَاعِدُ الْهَوْدَجِ ifâdesi ise, bu tahtırevan yapılırken binanın temelleri gibi onu tutan büyük ağaçlar demektir.