ق ر ح (GRḪ)
K-r-h
قَرْح : Yara, قُرْح ise, elem/acı anlamında kullanılır. Allah buyurur ki: الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرٌ عَظِيمٌ : Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve Resûlünün çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır (3/Âl-i İmrân 172); إِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ : Eğer size bir yara dokunduysa; şüphesiz o kavme de o kadar yara dokunmuştur (3/Âl-i İmrân 140). Bu son âyette geçen قَرْح kelimesi zamme ile de okunmuştur.
قُرْحَان : Çiçek hastalığına yakalanmayan.
فَرَسٌ قَارِحٌ : Azıdişinin çıkmasından dolayı üzerine bir iz beliren at. Müennesi قَارِحَة şeklinde gelir. أَقْرَحُ : Alnında beyazlık izi olan at.
رَوْضَةٌ قَرْحَاءُ : Ortasında çiçek açan bahçe. Onun bu şekilde isimlendirilmesi, perçemi beyaz olan ata benzediği içindir.
اِقْتَرَحْتُ الْجَمَلَ : Deveye ilk kez ben bindim.
اِقْتَرَحْتُ كَذَا عَلَى فُلاَنٍ : Falan kişinden ilk kez ben temennide bulundum/Düşünmeksizin ondan bir şey istedim.
اِقْتَرَحْتُ بِئْرًا : Kuyudan saf bir su çıkardım. Şu söz de bunun bir benzeridir: أَرْضٌ قَرَاحٌ : Halis toprak.
قَرِيحَة : Elde edilen suyun bırakıldığı yer. Şu ifâde de bu anlamdan istiâre edilmiştir: قَرِيحَةُ اِلإِنْسَانِ : İnsan mizacı.