Sözlük

ق د ر (GD̃R)

K-d-r

قُدْرَة : Bu kelimeyle insan nitelendirildiğinde, kişinin kendisiyle herhangi bir şeyi yapmaya güç yetirdiği kendi heyetinin bir ismi olur. Onunla Allah nitelendirildiğinde ise, O’ndan aczi nefyetmek anlamında olur. Allah’tan başkasının, lafzen söylense bile manen mutlak kudretle nitelendirilmesi imkânsızdır. Allah’tan başkası için şöyle denilmelidir: قَادِرٌ عَلَى كَذَا : Şu şeye güç yetirir. Eğer onun için; هُوَ قَادِرٌ : O kadirdir, denirse, bu sınırlı bir güç anlamında olur. İşte bundan dolayı Allah’tan başkası, eğer bir açıdan kudretle nitelendirilecek olursa mutlaka başka bir yönden acz ile nitelendirilebilecektir. Her yönden kendisinden aczin nefyedildiği sadece Allah’tır.

قَدِير : Hikmetin gerektirdiği ölçüde, ondan ne fazla ne de eksik olarak dilediğini yapandır. Bundan dolayı bu kelimeyle Allah’tan başkasını nitelendirmek sahih değildir. Allah buyurur ki: إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ : Hiç şüphe yok Allah, her şeye güç yetirendir (2/Bakara 20). مُقْتَدِر kelimesi, قَدِير kelimesiyle yakın anlamlıdır: عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ : Güçlü bir hükümdarın katındadırlar (54/Kamer 55). Ancak kimi zaman bu kelimeyle insan da nitelendirilmektedir. Allah için kullanıldığında “ قَدِير /güç yetiren”; insan için kullanıldığında ise; “güç elde etmeye çaba gösteren”, anlamındadır. قَدَرْتُ عَلَى كَذَا : Şuna güç yetirmeye çaba sarfettim, denir. Allah buyurur ki: لَا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا : Onlar kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler (2/Bakara 264).

قَدَر ve تَقْدِير : Bir şeyin miktarını göstermektir. قَدَرْتُهُ وَقَدَّرْتُهُ : Onun miktarını belirledim. Şedde ile قَدَّرَهُ : Ona güç verdi. Denir ki: قَدَّرَنِيَ اللهُ عَلَى كَذَا وَقَوَّانِي عَلَيْهِ : Allah, şu işi yapma konusunda bana güç ve kuvvet verdi. Yüce Allah’ın eşyayı takdir etmesi iki şekildedir:

1- Yüce Allah’ın güç vermesi.

2- Yüce Allah’ın, hikmeti gereği gücü belli bir miktar ve belli bir şekilde oluşturmasıdır. Zira Allah’ın yaptığı işler iki kısma ayrılır:

Onun bir kısmını Allah fiilen yaratmıştır. Bunun anlamı, Allah’ın bir şeyi bir anda, tam olarak yoktan var etmesidir. Allah’ın dileyip de onu yok edinceye veya gökler ve içindekiler gibi, onu değiştirinceye kadar o şeyde ne fazlalık ne de eksiklik meydana gelir.

Allah onun bir kısmının asıllarını da fiilen, cüzlerini ise kuvve hâlinde yaratmıştır. Allah, bu tür şeyleri öyle düzenlemiştir ki, O’nun takdir ettiğinin dışında bir şey onlarda meydana gelmez. Örneğin; Yüce Allah, çekirdekten elma ve zeytinin değil hurma ağacının bitmesini; insan menisinden de diğer hayvanların değil, yine insanın meydana gelmesini takdir etmiştir.

Şu hâlde Allah’ın takdiri iki şekilde olmaktadır:

Biri, Yüce Allah’ın bir şeyin olmasına veya olmamasına hükmetmesidir. Bu da ya gereklilik ya da imkân yoluyla olmaktadır. Şu âyet bu anlamdadır: قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا : Allah her şey için bir ölçü koymuştur (65/Talâk 3).

İkincisi, bir şeyi yapmaya güç yetirmeyi bahşetmekle olur. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ : Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz! (77/Murselât 23) âyeti, Allah’ın verdiği her hükmün güzel olduğuna işaret eder. Bu âyet şu âyetle aynı anlamda da olabilir: قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا : Allah her şey için bir ölçü koymuştur (65/Talâk 3).

Ele almakta olduğumuz âyet; فَقَدَّرْنَا şeklinde şeddeyle de okunmuştur. Bu şekliyle de aynı anlamdadır veya “güç verme” anlamında olur. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ : Aranızda ölümü takdir eden biziz (56/Vâkıa 60) âyeti, takdir edenin Allah olması açısından ölümün bir hikmete dayandığına ve bunun, Mecusîlerin; “Allah yaratır, fakat İblis öldürür” şeklindeki iddiaları gibi olmadığına işarettir.

إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ : Biz Kur’ân’ı kadir gecesinde indirdik (97/Kadir 1) vd. Yani, Allah’ın birtakım özel işler için takdir ettiği/hazırladığı gecede. إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ : Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık (54/Kamer 49); وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ : Gece ve gündüzü ölçüp biçen ancak Allah’tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı bildiği için, sizi bağışladı (73/Müzemmil 20) âyeti, gecenin gündüzü, gündüzün de geceyi sardığına, hiç kimsenin onların bu anlarını bilmesine ve belli bir zaman diliminde onlardaki ibâdet hakkını tam olarak yerine getirmesine imkân olmadığına işarettir.

مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ : Bir nutfeden onu yarattı ve ona biçim verdi (80/Abese 19) âyeti, Allah’ın nutfede kuvve hâlinde yarattığı ve aşama aşama şekillenerek varlık dünyasına çıkan şeye işaret eder. وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَرًا مَقْدُورًا : Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir (33/Ahzâb 38). قَدَرًا kelimesi, ilâhî emrin ve levh-i mahfuz’daki yazının hükme bağladığı ve Hz. Peygamber’in şu hadisiyle işaret ettiği şeye işarettir: فَرَغَ رَبُّكُمْ مِنَ الْخَلْقِ وَالْخُلْقِ وَاْلأَجَلِ وَالرِّزْقِ : Rabbiniz, yaratma, ahlâk, ecel ve rızkı tamamladı. مَقْدُورًا kelimesi ise, takdir edilenin aşama aşama meydana geldiği şeye işarettir. Şu âyetle işaret edilen de budur: كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ : O, her gün yeni bir iştedir (55/Rahmân 29). Şu âyet de bu anlamdadır: وَمَا نُنَزِّلُهُ إِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ : Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz (15/Hicr 21).

Ebu’l-Hasan şöyle demiştir: خُذْْهُ بِقَدَرِ كَذَا وَبِقَدْرِ كَذَا : Onu şu miktarda al. فُلاَنٌ يُخَاصِمُ بِقَدَرٍ وَقَدْرٍ : Falan kişi ölçülü tartışmaktadır. عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ : Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir (2/Bakara 236); yani onların her birinin hâline uygun bir şekilde belirlenmiş olarak. وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى : Takdir edip doğru yolu gösteren O’dur (87/A’lâ 3); yani her şeye, maslahatı/yararı olduğu şeyi vermiş ve onu, ister zorunlu olarak ister eğitmek suretiyle kurtuluşunun olduğu şeye yöneltmiştir. Bu anlamda Allah buyurur ki: قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى : Musa: Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi (20/Tâhâ 50).

İnsandan kaynaklanan takdir de iki şekilde olur:

1- Akıl zaviyesinden işi tefekkür etmek ve işi onun üzerine bina emektir ki bu güzel karşılanmaktadır.

2- İşin temenni ve şehvete göre yapılmasıdır ki, bu yerilmektedir. Şu âyette ifâde edildiği gibi: إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ * فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ : O, düşündü, ölçtü biçti * Canı çıkası, nasıl da ölçüp biçti (74/Müddessir 18-19).

قُدْرَة ve مَقْدُور kelimeleri, istiâre yoluyla durum ve zenginlik anlamlarında kullanılırlar. قَدَر : Bir şey için belirlenen zaman ve mekân. Allah buyurur ki: إِلَى قَدَرٍ مَعْلُومٍ : Belli bir süreye kadar (77/Murselât 22); أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا : Allah gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı (13/Ra’d 17); yani onu kuşatmak için belirlenen yer miktarınca. Âyet, بِقَدْرِهَا şeklinde de okunmuştur. Yani takdir edildiği ölçüde. وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ : Yoksulları engelleyebilecekleri düşüncesiyle erkenden gittiler (68/Kalem 25); yani kastederek; yani takdir ettikleri bir zamanı belirleyerek. Şu âyet de aynı anlamdadır: فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ : Su, takdir edilen/kastedilen bir ölçüye göre birleşiverdi (54/Kamer 12).

قَدَرْتُ عَلَيْهِ الشَّيْءَ : Ona bir şeyi dar ettim. Hesapsız olarak nitelenen şeyin aksine sanki onu belirli bir miktarda tutmuşsun. Allah buyurur ki: وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ (65 /Talâk 7); yani, rızkı kendisine daraltılmış bulunan. أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ : Görmediler mi, Allah dilediğine rızkı genişletiyor da, daraltıyor da (30/Rûm 37); فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ (21 /Enbiyâ 87); yani, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. Bu âyet; لَنْ نُقَدِّرَ عَلَيْهِ şeklinde de okunmuştur. Bu anlamdan; أَقْدَر ; yani kısa boyunlu, sözü türetilmiştir.

فَرَسٌ أَقْدَرُ : Arka ayak tırnaklarını ön ayak toynaklarının bastığı yere koyan at. وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ : Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler (6/En’âm 91); yani, Allah’ın künhünü/hakikatini bilemediler. Bu âyet şuna dikkat çekmektedir: Böyle bir niteliğe sahip olan Allah’ın künhünü nasıl idrak edebilirler! Yüce Allah buyurur ki edilen niteliği şudur: وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun avucundadır (39/Zümer 67). أَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ : Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü yap (34/Sebe’ 11); yani sağlam yap. فَإِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ : Bizim onlara gücümüz yeter (43/Zuhruf 42).

مِقْدَارُ الشَّيْءِ (Bir şeyin miktarı), o şey için veya onun sebebiyle belirlenen vakit veya zaman veya benzeri hususlardır: تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ : Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O’na yükselir (70/Meâric 4).

لِئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ : Kitap ehli bilsinler ki, Allah’ın lütfünden hiçbir şey elde edemezler (57/Hadîd 29) âyetiyle ilgili söylenecek şey tev’il konusuna aittir.

قِدْر /Kazan: İçinde etin pişirildiği şeyin adıdır: وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ : Sabit kazanlar (34/Sebe’ 13). قَدَرْتُ اللَّّحْمَ : Eti tencerede pişirdim. قَدِير : Tencerede pişirilendir. قُدَار : Boğazlanıp pişirilendir. Şair şöyle der:

ضَرْبَ القُدارِ نَقِيعَةَ القُدَّامِ -364

364- Kasabın, gelen misafirlere ikram edilen deveyi kestiği gibi.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →