ق ص و (GṦW)
K-s-y
قَصَى : Uzaklık. قَصِيّ : Uzak olan. Şöyle denir: قَصَوْتُ عَنْهُ وَأَقْصَيْتُ : Ondan uzaklaştım. اَلْمَكَانُ اْلأَقْصَى : En uzak yer. اَلنَّاحِيَةُ الْقُصْوَى : En uzak yön. Şu âyet bu anlamdadır: وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى : Şehrin en uzak tarafından bir adam koşarak geldi (28/Kasas 20). إِلَى الْمَسْجِدِ اْلأَقْصَى : Mescidi Aksâya (17/İsrâ 1); yani Kudüs’teki Beytu’l-Makdis’e. Buranın الأَقْصَى diye isimlendirilmesi, bu âyetin muhatabı olan Hz. Peygamber ve sahabesi nokta-i nazarındandır. Allah buyurur ki: إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى : O vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler (8/Enfâl 42).
قَصَوْتُ الْبَعِيرَ : Devenin kulaklarını kestim. نَاقَةٌ قَصْوَاءُ : Kulağı kesik dişi deve. Bu ifâdenin بَعِيرٌ أَقْصَى şeklinde söylendiği de dile getirilmiştir. Deve için kullanılan قَصِيَّة kelimesi, iş görmekten uzak olanıdır.