ق س و (GSW)
K-s-v
قَسْوَة : Kalp katılığı. Bu kelimenin aslı حَجَرٌ قَاسٍ (Sert taş) sözünden gelir. مُقَاسَاة : Sözü edilen katılığı gidermektir. Allah buyurur ki: ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ : Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı (2/Bakara 74); فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ : Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmış olanların vay hâline (39/Zümer 22); لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ : Bunu, şeytanın karıştıracağı şüpheyi kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimselere bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar (22/Hac 53); فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً : Ahidlerini bozmalarından ötürü onlara la’net ettik, kalplerini de katılaştırdık (5/Mâide 14). Bu son âyette geçen قَاسِيَةً kelimesi, قَسِيَّةً şeklinde de okunmuştur. Yani kalpleri hâlis değildir. Bu âyet ifâdesi Arapların دِرْهَمٌ قَسِيٌّ sözlerinden alınmıştır. Bu bir çeşit sahte gümüş paradır. فِيهِ قَسَاوَةٌ : Onda sertlik vardır.
Şair şöyle der:
367- صَاحَ اْلقَسِيَّاتُ فيِ أَيْديِ الصَّيَّارِيفِ
367- Seslendi kalp para, sarrafların elinde.