ع ي ن (AYN)
A-y-n
Gözü olana ve bir şeyi gözetleyene عَيْن denir. فُلاَنٌ بِعَيْنِي : Yani, falan kişiyi koruyorum ve onu gözetliyorum. Bu tıpkı şu söz gibidir: هُوَ بِمَرْأَى مِنِّي وَمَسْمَعٍ : O, görebileceğim ve işitebileceğim bir yerdedir/benim gözetimimdedir.
Allah buyurur ki: وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا : Rabbinin hükmüne sabret. Şüphesiz sen, Bizim gözetimimiz altındasın (52/Tûr 48); تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا : Gemi gözetimimiz altında yüzüyordu (54/Kamer 14); وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا : Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimizle gemiyi imal et (11/Hûd 37); yani onu göreceğimiz ve koruyacağımız şekilde. وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي : Gözümün önünde yetiştirilmen için (20/Tâhâ 39); yani gözetimim ve korumam altında. Şu söz de bu anlamdan gelmektedir: عَيْنُ اللهِ عَلَيْكَ ; yani Allah’ın korumasında ve gözetiminde ol. Bazılarına göre âyetten kasıt; Allah’ın, Hz. Musa’yı muhafız ve askerleriyle koruma altına almasıdır. عَيْن kelimesinin çoğulu أَعْيُن ve عُيُون şeklinde gelir: وَلاَ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا : Sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için Allah onlara bir hayır vermeyecek demem (11/Hûd 31); وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا : Onlar; Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla, bizi muttakilere önder yap, derler (25/Furkân 74).
عَيْن kelimesi, istiâre yoluyla farklı bakış açılarıyla göz organında olan değişik anlamlar için kullanılır: Hem şekil hem de suyun ondan akması açılarından göze benzediği için su tulumundaki delik için istiâre edilir. Şu söz de ondan türemiştir: سِقَاءٌ عَيِّنٌ وَمُتَعَيِّنٌ : Su sızan tulum. عَيِّنْ قِرْبَتَكَ : Yani, akmasıyla dikiş izlerini kapatacak bir şeyi tulumuna dök. Göz bakışına benzetilerek haber araştırana/casusa عَيْن denir. Bu tıpkı kadına فَرْج ve bineğe ظَهْر denildiği gibidir.
Denir ki; فُلاَنٌ يَمْلِكُ كَذَا فَرْجًا وَكَذَا ظَهْرًا : Falan kişi, şu kadar ferc ve şu kadar sırta sahiptir. Çünkü onlardan kasıt sözü edilen iki organdır. Göz, organların en iyisi olduğu gibi, cevherlerin en iyisi olması konusunda göze benzediği için altına da عَيْن denir. Bu anlamdan toplumun faziletli kişilerine أَعْيَانُ الْقَوْمِ denir. Baba ve anne bir kardeşlere أَعْيَانُ اْلإِخْوَةِ denir. Bazıları der ki: عَيْن kelimesi, bir şeyin zatı anlamında kullanılıp; كُلُّ مَالِهِ عَيْنٌ (Onun bütün malı ayn’dır) denirse, bu tıpkı رَقَبَة /boyun kelimesinin köleler anlamında ve kadınların ferc -çünkü onlardan kastedilen odur- diye isimlendirilmesi gibi olur. İçinde su olduğundan dolayı göze benzetilerek su kaynağına da عَيْن denir.
عَيْنُ الْمَاءِ sözünden şu formlar türemiştir: مَاءٌ مَعِينٌ : Gözlere görünen su; مَاءٌ عَائِنٌ : Akan su. Allah buyurur ki: عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّى سَلْسَبِيلًا : Orada bir pınardır ki, Selsebil adı verilir (76/İnsan 18); وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا : Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık (54/Kamer 12); فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ : İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır (55/Rahmân 50); فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ : İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır (55/Rahmân 66); وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ : Onun için erimiş bakır kaynağını akıttık (34/Sebe’ 12); إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ : Kötülükten sakınanlar, cennetteler ve pınar başlarındadırlar (15/Hicr 45); فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ : Biz, onları bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık (26/Şu’arâ 57); كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ * وَزُرُوعٍ : Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler bırakmışlardı (44/Duhân 25-26).
عِنْتُ الرَّجُلَ : Adamın gözüne isabet ettim. Bu tıpkı رَأَسْتُهُ (Başına isabet ettim) ve فَأَدْتُهُ (Kalbine isabet ettim) formları gibidir. عِنْتُهُ : Ona gözümle isabet ettim. Tıpkı سِفْتُهُ : Kılıcımla ona isabet ettim, formu gibidir. Bu kavramın farklı iki anlama gelmesi şundandır: Birinde vurulan organ olarak kabul edilir; tıpkı رَأَسْتُهُ ve فَأَدْتُهُ gibi. Diğerinde ise vurma konusunda âlet olan bir organ kabul edilir. Dolayısıyla bu durumda سِفْتُهُ (Ona kılıçla vurdum) ve رَمَحْتُهُ (Ona mızrakla vurdum) sözleri gibi olur. يَدَيْتُ sözü de onun gibi şu iki farklı anlama gelir: Eline vurdum; Elimle ona vurdum.
عِنْتُ الْبِئْرَ : Kuyu suyunun kaynağına ulaştım. Allah buyurur ki: وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آَيَةً وَآَوَيْنَاهُمَا إِلَى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ : Meryemoğlu İsa ile annesini gücümüzün bir kanıtı olarak ortaya çıkardık. Onları yaşamaya elverişli ve akarsulu bir tepeye yerleştirdik (23/Mu’minun 50); قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ : De ki; suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir? (67/Mülk 30). Bazılarına göre مَعِين kelimesindeki ( م ) harfi aslîdir ve bu kelime, مَعَنْتُ (Suyu akıttım) kökünden gelmektedir.
عَيْن kelimesi, terazideki meyil için de istiâre edilir. Gözlerinin güzelliğinden dolayı vahşî sığıra da أَعْيَن ve عَيْنَاء denir. Çoğulu عِينٌ şeklinde gelir. Kadınlar da ona benzetilmiştir: وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ : Yanlarında bakışlarını kendilerine çevirmiş güzel gözlü eşler vardır (37/Sâffât 48); وَحُورٌ عِينٌ : Güzel gözlü eşler (56/Vâkıa 22).