ع و ر (AWR)
A-v-r
وَصِحَاحُ الْعُيُونِ يُدْعَوْنَ عُورًا -335
335- Sağlıklı gözlere ûr/kör denir.
عَوَار ve عَوْرَة : Elbise, ev ve benzeri şeylerdeki yarık. Allah buyurur ki: يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍ إِنْ يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارًا : Evlerimiz avrettir, diyorlardı; hâlbuki onlar avret değil, sırf kaçmak istiyorlardı (33/Ahzâb 13); yani evlerimiz açıktır, isteyen onların içerisine girebilir. Bu anlamdan şöyle denir: فُلاَنٌ يَحْفَظُ عَوْرَتَهُ : Falan kişi açık yerlerini muhafaza eder. ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ : Bunlar sizin için üç avrettir/mahrem yerlerinizin açık olabileceği vakitlerdir (24/Nûr 58). أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ : Ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklar (24/Nûr 31); yani ergenlik çağına ulaşmayan çocuklar.
سَهْمٌ عَائِرٌ : Nereden geldiği belli olmayan ok. لِفُلاَنٍ عَائِرَةُ عَيْنٍ مِنَ الْمَالِ : Falan kişinin, göz dolduracak/kamaştıracak ve onu hayrette bırakacak kadar çok malı vardır. Bazılarına göre مُعَاوَرَة kelimesi, اِسْتِعَارَة /ödünç istemek anlamındadır. فِعْلِيَّة vezninde olan عَارِيَّة (eğreti, emanet) de bu anlamdan gelmektedir. Bunun için تَعَاوَرَهُ الْعَوَارِي /Ona art arda emanetler geldi/verildi, denir. Bazılarına göre ise عَار kökünden gelir. Çünkü bir şeyi ödünç/emanet vermek, ayıp ve utanmaya neden olur. Nitekim darbımeselde şöyle denmiştir: إِنَّهُ قِيلَ لِلْعَارِيَّةِ أَيْنَ تَذْهَبِينَ؟ فَقَالَتْ: أَجْلِبُ إَلىَ أَهْلِي مَذَمَّةً وَعَارًا : Ödünç şeye; nereye gidiyorsun, diye sorulmuş; o da; ehlime/sahibime ayıp ve utanmayı almaya, demiş. Bazılarına göre iştikak/türetme (kuralları) açısından bu görüş doğru değildir. Çünkü تَعَاوَرْنَا formunun da delâlet ettiği gibi, عَارِيَّة kelimesi, vav’lıdır; عَار ise ya’lıdır. Çünkü Araplar; عَيَّرْتُهُ بِكَذَا /Onu şununla ayıpladım, derler.