Sözlük

ع ذ ر (AZ̃R)

A-z-r

عُذْر : İnsanın günâhlarının kendisiyle silineceği şeyi aramasıdır / yapmaya çalışmasıdır. Bu kökten عُذْر ve عُذُر formları gelir. İnsanın “özür dilemesi” üç şekilde olmaktadır: Ya insan, [kendisine nispet edilen şeyi] yapmadığını beyan eder. Veya “Şunun için yaptım” der ve kendisini günâhkâr/hatalı olmaktan çıkaracak şeyler zikreder. Ya da “Onu ben yaptım, ama bir daha yapmayacağım” ve benzeri şeyler söyler. Bu üçüncü şık tövbedir. Şu hâlde her tövbe özürdür, fakat her özür tövbe değildir.

اِعْتَذَرْتُ إِليْهِ : Ona bir özür beyan ettim. عَذَرْتُهُ : Onun özrünü kabul ettim. Allah buyurur ki: يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا : Yanlarına döndüğünüzde size özür beyan edecekler. De ki; özür beyan etmeyin (9/Tevbe 94). مُعَذِّر: (ذ harfinin şeddesiyle) Özürlü olmadığı hâlde özürlü olduğunu gösteren kişidir: وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ : Bedevilerden mazeret sahibi olduklarını sananlar, sefere çıkmamak için izin almaya geldiler (9/Tevbe 90). Bu âyet, الْمُعْذِرُونَ ; (şeddesiz ذ harfiyle) yani (gerçek) özür beyan edenler, şeklinde de okunmuştur.

İbn Abbâs şöyle demiştir: لَعَنَ اللهُ الْمُعَذِّرِينَ وَرَحِمَ الْمُعْذِرِينَ : Allah muazzirine (yalandan mazeret beyan edenlere) lanet etsin; muzirine (gerçekten mazeret sahibi olana) da rahmet etsin. قَالُوا مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ : Rabbinize mazeret beyan edelim diye (7/A’râf 164) âyetindeki مَعْذِرَةً kelimesi, عَذَرْتُ fiilinin mastarıdır. Sanki şöyle denilmiştir: “O’ndan beni mazur görmesini diliyorum.” أَعْذَرَ : Kendisiyle mazur olacağı bir şey sundu. Şöyle de denilmiştir: أَعْذَرَ مَنْ أَنْذَرَ : Kendisiyle mazur olacağı bir şey sundu. Bazıları şöyle demiştir: عُذْر kelimesi, necis şey anlamındaki عَذِرَة kökünden geliyor. Bu anlamdan sünnet derisine عُذْرَة denilmiştir.

عَذَرْتُ الصَّبِيَّ : Çocuğu temizledim ve onun kirini giderdim. Şu söz de aynı anlamdadır: عَذَرْتُ فُلاَنًا : Onu affetmek suretiyle falan kişinin günâhının kirini giderdim. Bu tıpkı şu söz gibidir: غَفَرْتُ لَهُ : Günâhını gizledim. Sünnet derisine benzetilerek, kadının bekâret zarına da عُذْرَة denilmiştir. Bu anlamda عَذَرْتُهَا : Onun bekâretini bozdum, denir. Çocuğun boğazında meydana gelen bademcik iltihabına da عُذْرَة denir. Çocuğun bademciği iltihaplandığında عُذِرَ الصَّبِيُّ denir. Şair de şöyle der:

غَمْزَ الطَّبِيبِ نَغَانِغَ الْمَعْذُورِ -313

313- Doktorun, bademciği iltihaplananın boğazındaki eti yoklaması gibi.

اِعْتَذَرَتِ الْمِيَاهُ : Sular kesildi. Özrünün apakçık ortada olmasından dolayı, günâhı silinen mu’tezir’e (özür dileyen kişiye) benzetilerek اِعْتَذَرَتِ الْمَنَازِلُ : Evlerin izleri silindi, denir. Bazılarına göre عَاذِرَة ; hayızlı kadın anlamındadır. Azire; yani necaset nokta-i nazarından kötü huylu olan kişiye اَلْعَذَوَّرُ denir. عَذِرَة kelimesinin asıl anlamı evin avlusudur. Ona atılan şeyler [çer-çöp] de onun adını almıştır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →