ف و ر (FWR)
F-v-r
وَلاَ الْعِرْقُ فَارًا -357
357- Ne de damar kan fışkırtır.
فَارَ فُلاَنٌ مِنَ الْحُمَّى يَفُورُ : Falan kişi hummadan kaynadı, kaynamaktadır/ateşi yükseldi, denir. فَوَّارَة : Tencerenin kaynarken fışkırttığı şeydir. Tencerenin kaynamasına benzetilerek su kaynağına فَوَّارَةُ الْمَاءِ denir. فَعَلْتُ كَذَا مِنْ فَوْرِي ; yani, falan şeyi hemen/sıcağı sıcağına; -bazılarına göre ise- iş sükûnete erdikten sonra yaptım. Allah buyurur ki: بَلَى إِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هَذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ آَلَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوِّمِينَ : Siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, düşmanlarınız hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, akın akın gelen beş bin melekle sizi takviye eder (3/Âl-i İmrân 125).
الفَار (Fare), çoğulu فِيرَان şeklinde gelir. Şekil açısından buna benzetilerek misk kabına, فَأْرَةُ الْمِسْكِ denir. مَكَانٌ فَئِرٌ : Farelerin olduğu yer.