ف ر ح (FRḪ)
F-r-h
Yüce Allah sadece şu âyetlerde ferah’a/sevinmeye izin vermiştir: قُلْ بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا : De ki; bunlar Allah’ın lütfü ve rahmeti iledir. Sadece bunlarla sevinsinler (10/Yûnus 58); وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ : O gün mü’minler sevinecekler (30/Rûm 4). مِفْرَاح : Çok sevinen. Şair şöyle der:
وَلَسْتُ بِمِفْرَاحٍ إِذَا الْخَيْرُ مَسَّنِي *** وَلاَ جَازِعٍ مِنْ صَرْفِهِ الْمُتَقَلِّبِ -349
349- Bana hayır dokunduğunda fazla sevinmem;
Onun tersyüz olup gitmesine de feryat etmem.
مَا يَسُرُّنِي بِهَذَا اْلأَمْرِ مُفْرِحٌ وَمَفْرُوحٌ بِهِ : Bu işi, ne sevinç veren ne de kendisiyle sevinilen bir şey bana sevindirir. رَجُلٌ مُفْرَحٌ : Borcun, kendisine ağır geldiği adam. Hadiste şöyle geçmektedir: لاَ يُتْرَكُ فِي اْلإِسْلاَمِ مُفْرَحٌ : İslâm’da ağır borç altında kalan kişi kendi başına bırakılmaz. Sanki إِفْرَاح , sevinci elde etmede ve onu gidermede kullanılmaktadır; tıpkı إِشْكَاء ’in hoşnutsuzluğu elde etmede ve onu gidermede kullanıldığı gibi. Bu itibarla borçlunun sevinci yok olmuştur. Bundan dolayı şöyle denilmiştir: لاَ غَمَّ إِلاَّ غَمُّ الدَّيْنِ : Borç derdinden başka hiçbir dert yoktur.