ف ت ن (FTN)
F-t-n
Bu kelime kimi zaman azabın kaynaklandığı şey anlamında da kullanılır: أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا : Haberiniz olsun ki, onlar fitnenin içine düşmüşlerdir (9/Tevbe 49). Kimi zaman da sınama anlamında kullanılır: وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا : Seni çeşitli denemelerden geçirdik (20/Tâhâ 40). Fitne de bela gibi kabul edilmiştir; çünkü her ikisi de insanın defedildiği şiddet ve bolluk anlamlarında kullanılır. Fakat bu iki kavramın şiddet anlamında olmaları daha açıktır ve daha çok da bu anlamda kullanılırlar. Yüce Allah onların her ikisi için şöyle buyurur: وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً : Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan etmekteyiz (21/Enbiyâ 35). Sadece şiddetle ilgili olarak da şöyle buyurur: إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ : Biz ancak bir fitneyiz (2/Bakara 102); وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ : Fitne, öldürmekten beterdir (2/Bakara 191); وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ : Fitne ortadan kalkıncaya kadar onlarla savaşın (2/Bakara 193). وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا : Onlardan kimi de: Bana izin ver, beni fitneye düşürme, der. Haberiniz olsun ki, onlar fitnenin içine düşmüşlerdir (9/Tevbe 49); yani; “Beni belaya sokma ve bana azap etme!” der. Ama onlar bu sözleriyle zaten bela ve azabın içine girmişlerdir.
فَمَا آَمَنَ لِمُوسَى إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ : Firavun ve kavminin kendilerini fitneye uğratmaktan korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa’ya iman etmedi (10/Yûnus 83); yani onları belaya sokmalarından ve onlara işkence yapmalarından korktukları için. وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ : Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et (5/Mâide 49); وَإِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ : Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi (17/İsrâ 73); yani onlar, sana vahyolunandan seni döndürmek için neredeyse seni bela ve sıkıntıya sokacaklardı. فَتَنْتُمْ أَنْفُسَكُمْ : Siz kendinizi fitneye soktunuz (57/Hadîd 14); yani kendinizi bela ve azaba soktunuz. Şu âyet de bu anlamdadır: وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً : Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak bir fitneden sakının (8/Enfâl 25).
Yüce Allah şu âyette, insanın kendilerinden dolayı uğrayacağı sınamalar açısından mal ve çocukları fitne diye isimlendirmiştir: إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ : Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (64/Teğabün 15). Yüce Allah şu âyette ise kendilerinden kaynaklanacak şeyler dolayısıyla eş ve çocukları düşman diye isimlendirmiştir: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ : Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır (64/Teğabün 14).
Yüce Allah, insanların kendileriyle süslenmedeki hâlleri nokta-i nazarından da kadın ve oğulları, ziynet/süs olarak telakki etmiştir: زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ : İnsanlara kadınlara, oğullara karşı duyulan tutkulu şehvet süslü gösterilmiştir (3/Âl-i İmrân 14). الم * أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آَمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ : Elif. Lâm. Mim * İnsanlar, fitneye çarpılmadan, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (29/Ankebût 1-2); yani, Yüce Allah’ın aşağıdaki âyette buyurduğu gibi, kötü olanlarının iyi olanlarından ayrılması için sınanmayacaklarını mı sandılar? لِيَمِيزَ اللَّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ : Allah’ın murdar olanı temizden ayırt etmesi için (8/Enfâl 37).
أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ : Onlar her yıl bir iki kez sınavdan geçirildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar ve ne de ibret alıyorlar (9/Tevbe 126) âyeti şu âyete işarettir: وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ : Muhakkak ki, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz mal, can ve ürün eksiltmesi ile deneriz. Sabredenleri müjdele (2/Bakara 155). Şu âyet de bu anlamdadır: وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ : Bir fitne olmayacağını sandılar (5/Mâide 71).
فِتْنَة , hem Allah’tan hem de kuldan sâdır olan fiillerdendir. Bela, musibet, öldürme, azap etme ve benzeri kerih/hoş olmayan fiiller gibi. Bu tür fiiller Allah’tan sâdır olduklarında hikmet üzere olurlar. Allah’ın emri olmadan insandan kaynaklandıklarında ise bunun zıddı olur. Bundan dolayı Yüce Allah, her yerde insanı değişik fitneleri yapmakla yermektedir: وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ : Fitne, öldürmekten beterdir (2/Bakara 191); إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ...: İnanmış erkek ve kadınları fitneye uğratanlar (85/Bürûc 10); مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ : O’na karşı fitneye sokacak değilsiniz (37/Sâffât 162); yani yoldan saptıracak değilsiniz. بِأَيِّيكُمُ الْمَفْتُونُ : Hanginizde imiş o fitne (68/Kalem 6).
Ahfeş’e göre âyette geçen, اَلْمَفْتُون kelimesi اَلْفِتْنَة anlamındadır. Bu tıpkı şöyle demen gibidir: لَيْسَ لَهُ مَعْقُولٌ : Onun aklı yoktur; خُذْ مَيْسُورَهُ وَدَعْ مَعْسُورَهُ : Onun kolay olanını al, zor olanını bırak. Buna göre âyetin takdiri şöyle olur: بِأَيِّكُمُ الْفُتُونُ . Başaklarına göre ise âyet; أَيُّكُمُ الْمَفْتُونُ takdirinde olup ( ب ) harfi zaittir. Tıpkı şu âyette olduğu gibi: وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا : Şâhit olarak Allah yeter (48/Fetih 28). وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ ; Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et (5/Mâide 49) âyetindeki يَفْتِنُوكَ fiili, خَدعُوكَ (seni kandırırlar) anlamına geldiği için, tıpkı onun gibi ( عن ) edatıyla müteaddî/geçişli olmuştur.