ف ط ر (FŦR)
F-t-r
فَطَرْتُ الشَّاةَ : Koyunu iki parmakla sağdım. Hamuru yoğurup onu hemen/mayalandırmadan ekmek yaptığında فَطَرْتُ الْعَجِينَ dersin. فِطْرَة /yaratılış kelimesi de bu anlamdan gelir. فَطَرَ اللهُ الْخَلْقَ : Yüce Allah’ın bir şeyi yaratması ve onu herhangi bir fiili yapmaya aday bir hâlde düzenlemesidir. فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا : Sen yüzünü hanîf olarak dine; Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult (30/Rûm 30) âyeti, Yüce Allah’ın insanda yarattığı ve onda kökleştirdiği O’nu bilme yetisine işarettir.
فِطْرَةُ اللهِ : Allah’ın insanda yerleştirdiği iman etmeye olan yetisidir. Şu âyetle işaret edilen de budur: وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ : Onlara (Müşriklere), kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette; Allah, diyeceklerdir (43/Zuhruf 87). الْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ : Hamd, gökleri ve yeri yoktan yaratan, Allah’ındır (35/Fâtır 1); قَالَ بَل رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ : İbrahim dedi ki; hayır, Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları yoktan vareden O’dur (21/Enbiyâ 56); وَالَّذِي فَطَرَنَا (20/Tâhâ 72); yani bizi yoktan var eden ve vücuda getiren. السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ : Gök, onunla yarılmış (73/Müzemmil 18) âyetindeki اِنْفِطَار sözü, Allah’ın yarattığı ve ondan üzerimize yağdırdığını göğün kabul etmesine de işaret olabilir.
فِطْر : Orucu bozmaktır. فَطَرْتُهُ وَأَفْطَرْتُهُ : Onun orucunu açtırdım; أَفْطَرَ هُوَ : Orucunu o açtı. Yeri yarıp ondan dışarı çıktığından dolayı mantara فُطْر denmiştir.