ف ت ح (FTḪ)
F-t-h
1- Gözle görülen: Kapı ve benzerini açmak; kilit, sürgü ve eşyayı açmak gibi: وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ : Yüklerini açınca karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler (12/Yûsuf 65); وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ : Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar (15/Hicr 14).
2- Basiretle görülen: Hemm’in açılması gibi. O da üzüntüyü gidermektir. Bu da değişik kısımlara ayrılır:
Birincisi, dünyevî işlerle alâkalıdır. Giderilen bir üzüntü; mal ve benzeri şeyleri vermekle giderilen fakirlik gibi. Şu âyetler bu anlamdadır: فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ : Onlar, kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca; Biz de kendilerine her şeyin kapılarını açtık (6/En’âm 44); yani genişlettik. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آَمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ : Eğer o ülkelerin halkları iman edip kötülüklerden sakınsalardı, göğün ve yerin bereket kapılarını üzerlerine açardık (7/A’râf 96); yani onlara hayır/bolluk gelirdi.
İkincisi, kapalı olan ilimleri açmaktır. Örneğin şöyle demen gibi: فُلاَنٌ فَتَحَ مِنَ الْعِلْمِ بَابًا مُغْلَقًا : Falan kişi, kapalı bir ilim kapısını açtı/anlaşılmayan ilmî bir konuyu aydınlattı. إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا : Biz sana apaçık fetih verdik (48/Fetih 1). Bazılarına göre Yüce Allah bu âyetle Mekke’nin fethini kastetmiştir. Diğer bazılarına göre ise, ondan kasıt, Hz. Muhammed’e açılan ilimler, sevaba vesile olan hidâyet yolları ve günâhların affına neden olan güzel makamlardır.
فَاتِحَةُ كُلِّ شَيْءٍ : Sonrasında kendisiyle açılan her şeyin başlangıcı. Kitap girişinin, فَاتِحَةُ الْكِتَابِ diye isimlendirilmesi bu anlamdadır. Kişi, bir şeye başladığı zaman, اِفْتَتَحَ فُلاَنٌ كَذَا denir. فَتَحَ عَلَيْهِ كَذَا : Ona falan şeyi bildirdi ve ondan haberdar etti.
Allah buyurur ki: أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ : Rabbiniz katında aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi Allah’ın size açıkladıklarını onlara anlatıyorsunuz? (2/Bakara 76); مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا : Allah’ın insanlara açtığı bir rahmeti hiç kimse alıkoyamaz (35/Fâtır 2). فَتَحَ الْقَضِيَّةَ فِتَاحًا : Sorunu karara bağladı ve ondaki kapalılığı giderdi: رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ : Rabbimiz, kavmimizle bizim aramızda Sen, hak ile hüküm ver. Sen, hüküm verenlerin en hayırlısısın (7/A’râf 89). Şu âyet de aynı anlamdadır: وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ : O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir (34/Sebe’ 26). Şair de şöyle der:
بِأَنِّي عَنْ فُتَاحَتِكُمْ غَنِيٌّ -347
347- Sizin hüküm vermenize ihtiyacım yok.
فُتَاحَة kelimesi, ( ف ) harfinin zamm ve fethiyle okunmuştur. إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman (Nasr 1) âyetinde geçen الْفَتْحُ kelimesi, yardım, zafer, karar ve Yüce Allah’ın açacağı/vereceği bilgi anlamlarına gelebilir. Şu âyetler de bu anlamdadır: نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ : Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih (61/Saf 13); فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ : Olur ki Allah fetih verir (5/Mâide 52); وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْفَتْحُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ : Doğru söylüyorsanız bu fetih ne zaman? diyorlar (32/Secde 28); قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ : De ki; Fetih günü o kâfirlere imanları fayda vermez ve kendilerine mühlet de verilmez (32/Secde 29); yani karar günü. Bazıları bu âyeti; “Kıyametin kopmasıyla şüphenin giderildiği gün”; diğer bazıları ise; “Azabı arzu ve talep ettikleri gün” şeklinde yorumlamışlardır.
اِسْتِفْتَاح : Fetih veya hüküm/karar talep etmektir: إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ : Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi (8/Enfâl 19); yani eğer siz zafer istiyorsanız veya fitah, yani hüküm/karar istiyorsanız, ya da hayırların kaynağını istiyorsanız, kuşkusuz Hz. Peygamber’in gelmesiyle bunlar da size gelmiştir. وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا : (Yahudiler) daha önce inanmayanlara karşı zafer istiyorlardı (2/Bakara 89); yani, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak göndermek suretiyle Allah’tan yardım istiyorlardı. Bu âyet şu şekillerde de yorumlanmıştır: Hz. Muhammed’in haberini hem insanlardan, hem de önceki kitaplardan öğreniyorlardı. Onu anmakla Allah’tan zafer talep ediyorlardı. Putperestlere karşı Muhammed (s.a.s.) ile zafer kazanacaklarını söylüyorlardı.
مِفْتَح ve مِفْتَاح /Anahtar: Kendisiyle (başka bir şeyin) açıldığı şey. Çoğulu مَفَاتِيح ve مَفَاتِح şeklinde gelir. وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ : Gaybın anahtarları O’nun katındadır (6/En’âm 59); yani, -şu âyette zikredilen- kendisiyle Allah’ın gizli bilgisine ulaşılan şey: عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا * إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِنْ رَسُولٍ : O, gaybi bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz * Seçtiği bir elçiden başka (72/Cinn 26-27). وَآَتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ : Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı (28/Kasas 76). Bazılarına göre âyette geçen مَفَاتِح kelimesinden kasıt, Karun’un hazinelerinin anahtarlarıdır; diğer bazılarına göre ise ondan kasıt, hazinelerin bizzat kendileridir.
بَابٌ فُتُحٌ : Bütün hâllerde açık olan kapı. بَابٌ غُلُقٌ ise bunun tersidir. Şöyle rivâyet edilmektedir: مَنْ وَجَدَ بَابًا غُلُقًا وَجَدَ إِلَى جَنْبِهِ بَابًا فُتُحًا : Kapalı bir kapı bulan, onun yanı başında açık bir kapı da bulur. كُمٌّ فَتْحٌ : Geniş elbise yeni.