ف ر ث (FRS̃)
F-r-s
نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ : Size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz (16/Nahl 66); yani işkembedeki şey. فَرَثْتُ كَبِدَهُ : Onun karaciğerini parçaladım. أَفْرَثَ فُلاَنٌ أَصْحَابَهُ : Falan kişi, arkadaşlarını tıpkı işkembe gibi (kötü) olan bir belaya soktu.