اِنَّكَ kelimesinin geçtiği ayetler
Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden انك formunun kendisi aranıyor.
İlgili Ayetler (53)
Bakara 2:32اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
ḳālū subHāneke lā ǐlme lenā illā mā ǎllemtenā inneke ente l-ǎlīmu l-Hakīmu
Melekler, "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin" dediler.
Bakara 2:127اِنَّكَinnekekuşkusuz sen
وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
ve iƶ yerfeǔ ibrāhīmu l-ḳavāǐde mine l-beyti ve ismāǐylu rabbenā teḳabbel minnā inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu
Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı.
Bakara 2:128اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
rabbenā ve c'ǎlnā muslimeyni leke ve min ƶurriyyetinā ummeten muslimeten leke ve erinā menāsikenā ve tub ǎleynā inneke ente t-tevvābu r-raHīmu
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın."
Bakara 2:129اِنَّكَinnekeşüphesiz sensin
رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
rabbenā ve b'ǎṧ fīhim rasūlen minhum yetlū ǎleyhim āyātike ve yuǎllimuhumu l-kitābe ve l-Hikmete ve yuzekkīhim inneke ente l-ǎzīzu l-Hakīmu
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."
Bakara 2:145اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
ve le in eteyte (e)lleƶīne ūtū l-kitābe bi kulli āyetin mā tebiǔ ḳibleteke ve mā ente bi tābiǐn ḳibletehum ve mā beǎ'Duhum bi tābiǐn ḳiblete beǎ'Din ve le ini ttebeǎ'te ehvā'ehum min beǎ'di mā cā'eke mine l-ǐlmi inneke iƶen le mine Z-Zālimīne
Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.
Al-i İmran 3:8اِنَّكَinnekekuşkusuz sen
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
rabbenā lā tuziğ ḳulūbenā beǎ'de iƶ hedeytenā ve heb lenā min ledunke raHmeten inneke ente l-vehhābu
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin."
Al-i İmran 3:9اِنَّكَinnekesen mutlaka
رَبَّنَا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
rabbenā inneke cāmiǔ n-nāsi li yevmin lā raybe fīhi inne (a)llahe lā yuḣlifu l-mīǎāde
"Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va'dinden dönmez."
Al-i İmran 3:26اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ḳuli (a)llahumme mālike l-mulki tu'tī l-mulke men teşā'u ve tenziǔ l-mulke mimmen teşā'u ve tuǐzzu men teşā'u ve tuƶillu men teşā'u bi yedike l-ḣayru inneke ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin."
Al-i İmran 3:35اِنَّكَinnekeşüphesiz
اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
iƶ ḳāleti mraetu ǐmrāne rabbi innī neƶertu leke mā fī beTnī muHarraran fe teḳabbel minnī inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu
Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.
Al-i İmran 3:38اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً اِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ
hunālike deǎā zekeriyyā rabbehu ḳāle rabbi heb lī min ledunke ƶurriyyeten Tayyibeten inneke semīǔ d-duǎā'i
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin" dedi.
Al-i İmran 3:192اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
Al-i İmran 3:194اِنَّكَinnekezira sen
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
rabbenā ve ātinā mā veǎdtenā ǎlā rusulike ve lā tuḣzinā yevme l-ḳiyāmeti inneke lā tuḣlifu l-mīǎāde
"Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va'dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va'dinden dönmezsin."
Maide 5:109اِنَّكَinnekeyalnız sensin
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا اُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
yevme yecmeǔ (a)llahu r-rusule fe yeḳūlu māƶā ucibtum ḳālū lā ǐlme lenā inneke ente ǎllāmu l-ğuyūbi
Allah'ın, peygamberleri toplayıp "siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?" diyeceği, onların da, "Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin" diyecekleri günü hatırlayın.
Maide 5:116اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا اَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
ve iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā bne meryeme e ente ḳulte li n-nāsi tteḣiƶūnī ve ummiye ilāheyni min dūni (a)llahi ḳāle subHāneke mā yekūnu lī en eḳūle mā leyse lī bi Haḳḳin in kuntu ḳultuhu fe ḳad ǎlimtehu teǎ'lemu mā fī nefsī ve lā eǎ'lemu mā fī nefsike inneke ente ǎllāmu l-ğuyūbi
Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin, dedin?" İsa da şöyle diyecek: "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin."
A'raf 7:13اِنَّكَinnekeçünkü sen
قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ اَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ اِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ
ḳāle fe hbiT minhā fe mā yekūnu leke en tetekebbera fīhā fe ḣruc inneke mine S-Sāğirīne
Allah, "Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın" dedi.
A'raf 7:15اِنَّكَinnekehaydi sen
Yunus 10:88اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زِينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِكَ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلِيمَ
ve ḳāle mūsā rabbenā inneke āteyte fir'ǎvne ve meleehu zīneten ve emvālen fī l-Hayāti d-dunyā rabbenā li yuDillū ǎn sebīlike rabbenā Tmis ǎlā emvālihim ve şdud ǎlā ḳulūbihim fe lā yu'minū Hattā yeravu l-ǎƶābe l-elīme
Musa, şöyle dedi: "Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler."
Hud 11:87اِنَّكَinnekedoğrusu sen
قَالُوا يَاشُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فِي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬ا اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ
ḳālū yā şuǎybu e Salātuke te'muruke en netruke mā yeǎ'budu ābā'unā ev en nef'ǎle fī emvālinā mā neşā'u inneke le ente l-Halīmu r-raşīdu
Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın."
Yusuf 12:29اِنَّكِinnekiçünkü sen
Yusuf 12:54اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ اَمِينٌ
ve ḳāle l-meliku 'tūnī bihi esteḣliShu li nefsī fe lemmā kellemehu ḳāle inneke l-yevme ledeynā mekīnun emīnun
Kral, "Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım", dedi. Onunla konuşunca dedi ki: "Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin."
Yusuf 12:95اِنَّكَinnekeelbette sen
İbrahim 14:38اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
رَبَّنَا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
rabbenā inneke teǎ'lemu mā nuḣfī ve mā nuǎ'linu ve mā yeḣfā ǎlā (a)llahi min şey'in fī l-erDi ve lā fī s-semāi
"Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
Hicr 15:6اِنَّكَinnekesen mutlaka
Hicr 15:97اَنَّكَennekesenin
İsra 17:37اِنَّكَinnekeçünkü sen
Kehf 18:67اِنَّكَinnekesen
Kehf 18:72اِنَّكَinnekegerçekten sen
Kehf 18:75اِنَّكَinnekesen
Ta-Ha 20:12اِنَّكَinnekeçünkü sen
Ta-Ha 20:35اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
Ta-Ha 20:68اِنَّكَinnekeşüphesiz sensin
Hac 22:67اِنَّكَinnekekuşkusuz sen
لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَقِيمٍ
li kulli ummetin ceǎlnā menseken hum nāsikūhu fe lā yunāziǔnneke fī l-emri ve d'ǔ ilā rabbike inneke le ǎlā huden musteḳīmin
Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O halde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.
Neml 27:79اِنَّكَinnekeçünkü sen
Neml 27:80اِنَّكَinnekeelbette sen
Kasas 28:18اِنَّكَinnekegerçekten sen
فَاَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُبِينٌ
fe eSbeHa fī l-medīneti ḣāifen yeteraḳḳabu fe iƶā elleƶī stenSarahu bi l-emsi yesteSriḣuhu ḳāle lehu mūsā inneke le ğaviyyun mubīnun
Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Musa da ona, "Belli ki sen azgın bir kimsesin" dedi.
Kasas 28:31اِنَّكَinnekeelbette sen
وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَىٰ اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِنِينَ
ve en elḳi ǎSāke fe lemmā rāhā tehtezzu keennehā cānnun vellā mudbiran ve lem yuǎḳḳib yā mūsā eḳbil ve lā teḣaf inneke mine l-āminīne
"Değneğini (yere) at." (Musa, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın."
Kasas 28:56اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
اِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
inneke lā tehdī men eHbebte ve lākinne (a)llahe yehdī men yeşā'u ve huve eǎ'lemu bi l-muhtedīne
Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.
Yasin 36:3اِنَّكَinnekekuşkusuz sen
Sad 38:35اِنَّكَinnekeçünkü sensin
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَا يَنْبَغِي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْدِي اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
ḳāle rabbi ğfir lī ve heb lī mulken lā yenbeğī li eHadin min beǎ'dī inneke ente l-vehhābu
Süleyman, "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" dedi.
Zümer 39:8اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ
ve iƶā messe l-insāne Durrun deǎā rabbehu munīben ileyhi ṧumme iƶā ḣavvelehu niǎ'meten minhu nesiye mā kāne yed'ǔ ileyhi min ḳablu ve ceǎle li (a)llahi endāden li yuDille ǎn sebīlihi ḳul temetteǎ' bi kufrike ḳalīlen inneke min eSHābi n-nāri
İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O'na yalvardığını unutur ve Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin."
Zümer 39:30اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
Mü'min 40:8اِنَّكَinnekeşüphesiz sen
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
rabbenā ve edḣilhum cennāti ǎdnin lletī veǎdtehum ve men SaleHa min ābāihim ve ezvācihim ve ƶurriyyātihim inneke ente l-ǎzīzu l-Hakīmu
"Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."
Fussilet 41:39اَنَّكَennekesen
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذِي اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ve min āyātihi enneke terā l-erDe ḣāşiǎten fe iƶā enzelnā ǎleyhā l-māe htezzet ve rabet inne elleƶī eHyāhā le muHyī l-mevtā innehu ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
Zuhruf 43:43اِنَّكَinnekeçünkü sen
Duhan 44:49اِنَّكَinnekezira sen
Haşr 59:10اِنَّكَinnekeelbette sen
وَالَّذِينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْاِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
ve(e)lleƶīne cā'ū min beǎ'dihim yeḳūlūne rabbenā ğfir lenā ve li iḣvāninā (e)lleƶīne sebeḳūnā bi l-īmāni ve lā tec'ǎl fī ḳulūbinā ğillen li(e)lleƶīne āmenū rabbenā inneke ra'ūfun raHīmun
Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin."
Mümtehine 60:5اِنَّكَinnekeancak Sensin
رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
rabbenā lā tec'ǎlnā fitneten li(e)lleƶīne keferū ve ğfir lenā rabbenā inneke ente l-ǎzīzu l-Hakīmu
"Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."
Münafikun 63:1اِنَّكَinnekemuhakkak ki senin
اِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ
iƶā cā'eke l-munāfiḳūne ḳālū neşhedu inneke le rasūlu (a)llahi ve(a)llahu yeǎ'lemu inneke le rasūluhu ve(a)llahu yeşhedu inne l-munāfiḳīne le kāƶibūne
(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, "Senin, elbette Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz" derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.
Münafikun 63:1اِنَّكَinnekesen muhakkak
اِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ
iƶā cā'eke l-munāfiḳūne ḳālū neşhedu inneke le rasūlu (a)llahi ve(a)llahu yeǎ'lemu inneke le rasūluhu ve(a)llahu yeşhedu inne l-munāfiḳīne le kāƶibūne
(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, "Senin, elbette Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz" derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.
Tahrim 66:8اِنَّكَinnekedoğrusu senin
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا تُوبُوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū tūbū ilā (a)llahi tevbeten neSūHen ǎsā rabbukum en yukeffira ǎnkum seyyiātikum ve yudḣilekum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru yevme lā yuḣzī (a)llahu n-nebiyye ve(e)lleƶīne āmenū meǎhu nūruhum yes'ǎā beyne eydīhim ve bi eymānihim yeḳūlūne rabbenā etmim lenā nūranā ve ğfir lenā inneke ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter" derler.
Nuh 71:27اِنَّكَinnekeçünkü sen
Müzzemmil 73:20اَنَّكَennekesenin
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰى وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
inne rabbeke yeǎ'lemu enneke teḳūmu ednā min ṧuluṧeyi l-leyli ve niSfehu ve ṧuluṧehu ve Tāifetun mine (e)lleƶīne meǎke ve(a)llahu yuḳaddiru l-leyle ve n-nehāra ǎlime en len tuHSūhu fe tābe ǎleykum fe ḳra'ū mā teyessera mine l-ḳurāni ǎlime en se yekūnu minkum merDā ve āḣarūne yeDribūne fī l-erDi yebteğūne min feDli (a)llahi ve āḣarūne yuḳātilūne fī sebīli (a)llahi fe ḳra'ū mā teyessera minhu ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve eḳriDū (a)llahe ḳarDan Hasenen ve mā tuḳaddimū li enfusikum min ḣayrin tecidūhu ǐnde (a)llahi huve ḣayran ve eǎ'Zeme ecran ve steğfirū (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah'tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.