← Sureler

Mushaf — 316. Sayfa

‹
/ 604
›
20. Ta-Ha Suresi

Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz" dediler.

قَالُوا يَامُوسَىٰ اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى

ḳālū yā mūsā immā en tulḳiye ve immā en nekūne evvele men elḳā

Musa: "Yok, (önce) siz atın" dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.

قَالَ بَلْ اَلْقُوا فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى

ḳāle bel elḳū fe iƶā Hibāluhum ve ǐSiyyuhum yuḣayyelu ileyhi min siHrihim ennehā tes'ǎā

Bunun üzerine Musa, içinde bir korku hissetti.

فَاَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُوسٰى

fe evcese fī nefsihi ḣīfeten mūsā

Şöyle dedik: "Korkma (ey Musa!). Çünkü, sensin en üstün olan."

قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى

ḳulnā lā teḣaf inneke ente l-eǎ'lā

"Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez."

وَاَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى

ve elḳi mā fī yemīnike telḳaf mā Saneǔ innemā Saneǔ keydu sāHirin ve lā yufliHu s-sāHiru Hayṧu etā

(Musa'nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, "Harun ve Musa'nın Rabbine inandık" dediler.

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى

fe ulḳiye s-seHaratu succeden ḳālū āmennā bi rabbi hārūne ve mūsā

Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona (Musa'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz."

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى

ḳāle āmentum lehu ḳable en āƶene lekum innehu le kebīrukumu elleƶī ǎllemekumu s-siHra fe le uḳaTTiǎnne eydiyekum ve erculekum min ḣilāfin ve le uSallibennekum fī cuƶūǐ n-naḣli ve le teǎ'lemunne eyyunā eşeddu ǎƶāben ve ebḳā

Sihirbazlar şöyle dediler: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin."

قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا اَنْتَ قَاضٍ اِنَّمَا تَقْضِي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا

ḳālū len nu'ṧirake ǎlā mā cā'enā mine l-beyyināti ve elleƶī feTaranā fe ḳDi mā ente ḳāDin innemā teḳDī hāƶihi l-Hayāte d-dunyā

"Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır."

اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

innā āmennā bi rabbinā li yeğfira lenā ḣaTāyānā ve mā ekrahtenā ǎleyhi mine s-siHri ve(a)llahu ḣayrun ve ebḳā

Şüphesiz, kim Rabbine günahkar olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.

اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيٰى

innehu men ye'ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehenneme lā yemūtu fīhā ve lā yeHyā

(75-76) Her kim de O'na salih ameller işlemiş bir mü'min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.

وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰى جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى

ve men ye'tihi mu'minen ḳad ǎmile S-SāliHāti fe ulāike lehumu d-deracātu l-ǔlā / cennātu ǎdnin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ve ƶālike cezā'u men tezekkā