اَفَلَا kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden افلا formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (45)

Bakara 2:44اَفَلَاe fe lā-yok mu

اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

e te'murūne n-nāse bi l-birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlūne l-kitābe e fe lā teǎ'ḳilūne

Siz Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?

Bakara 2:76اَفَلَاe fe lā

وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve iƶā leḳū (e)lleƶīne āmenū ḳālū āmennā ve iƶā ḣalā beǎ'Duhum ilā beǎ'Din ḳālū e tuHaddiṧūnehum bimā feteHa (a)llahu ǎleykum li yuHāccūkum bihi ǐnde rabbikum e fe lā teǎ'ḳilūne

Onlar iman edenlerle karşılaşınca, "İman ettik" derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: "Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah'ın (Tevrat'ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?"

Al-i İmran 3:65اَفَلَاe fe lā

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فِي اِبْرٰهِيمَ وَمَا اُنْزِلَتِ التَّوْرٰيةُ وَالْاِنْجِيلُ اِلَّا مِنْ بَعْدِهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

yā ehle l-kitābi li me tuHāccūne fī ibrāhīme ve mā unzileti t-tevrātu ve l-incīlu illā min beǎ'dihi e fe lā teǎ'ḳilūne

Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?

Nisa 4:82اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا

e fe lā yetedebberūne l-ḳurāne ve lev kāne min ǐndi ğayri (a)llahi le vecedū fīhi ḣtilāfen keṧīran

Hala Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.

Maide 5:74اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

e fe lā yetūbūne ilā (a)llahi ve yesteğfirūnehu ve(a)llahu ğafūrun raHīmun

Hala mı Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

En'am 6:32اَفَلَاe fe lā

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā l-Hayātu d-dunyā illā leǐbun ve lehvun ve le d-dāru l-āḣiratu ḣayrun li(e)lleƶīne yetteḳūne e fe lā teǎ'ḳilūne

Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?

En'am 6:50اَفَلَاe fe lā

قُلْ لَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ لَكُمْ اِنِّي مَلَكٌ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصِيرُ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ

ḳul lā eḳūlu lekum ǐndī ḣazāinu (a)llahi ve lā eǎ'lemu l-ğaybe ve lā eḳūlu lekum innī melekun in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye ḳul hel yestevī l-eǎ'mā ve l-beSīru e fe lā tetefekkerūne

De ki: "Ben size, 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum." De ki: "Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?"

En'am 6:80اَفَلَاe fe lā

وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونِّي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِ وَلَا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْـًٔا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

ve Hāccehu ḳavmuhu ḳāle e tuHāccūnnī fī (a)llahi ve ḳad hedāni ve lā eḣāfu mā tuşrikūne bihi illā en yeşā'e rabbī şey'en vesiǎ rabbī kulle şey'in ǐlmen e fe lā teteƶekkerūne

Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: "Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O'na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?"

A'raf 7:65اَفَلَاe fe lā

وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ

ve ilā ǎādin eḣāhum hūden ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu e fe lā tetteḳūne

Ad kavmine de kardeşleri Hud'u peygamber olarak gönderdik. Onlara, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.

A'raf 7:169اَفَلَاe fe lā

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَاِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُ اَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ مِيثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا فِيهِ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

fe ḣalefe min beǎ'dihim ḣalfun veriṧū l-kitābe ye'ḣuƶūne ǎraDe hāƶā l-ednā ve yeḳūlūne se yuğferu lenā ve in ye'tihim ǎraDun miṧluhu ye'ḣuƶūhu e lem yu'ḣaƶ ǎleyhim mīṧāḳu l-kitābi en lā yeḳūlū ǎlā (a)llahi illā l-Haḳḳa ve derasū mā fīhi ve d-dāru l-āḣiratu ḣayrun li(e)lleƶīne yetteḳūne e fe lā teǎ'ḳilūne

Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz bağışlanacağız" derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Halbuki, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?

Yunus 10:3اَفَلَاe fe lā

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فِي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مَا مِنْ شَفِيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِهِ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

inne rabbekumu (a)llahu elleƶī ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe fī sitteti eyyāmin ṧumme stevā ǎlā l-ǎrşi yudebbiru l-emra mā min şefīǐn illā min beǎ'di iƶnihi ƶālikumu (a)llahu rabbukum fe ǎ'budūhu e fe lā teƶekkerūne

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş'a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hala düşünmüyor musunuz?

Yunus 10:16اَفَلَاe fe lā

قُلْ لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَا اَدْرٰيكُمْ بِهِ فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ḳul lev şā'e (a)llahu mā televtuhu ǎleykum ve lā edrākum bihi fe ḳad lebiṧtu fīkum ǔmuran min ḳablihi e fe lā teǎ'ḳilūne

De ki: "Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur'an'ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?"

Yunus 10:31اَفَلَاe fe lāöyleyse

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

ḳul men yerzuḳukum mine s-semāi ve l-erDi e mmen yemliku s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve men yuḣricu l-Hayye mine l-meyyiti ve yuḣricu l-meyyite mine l-Hayyi ve men yudebbiru l-emra fe se yeḳūlūne (a)llahu fe ḳul e fe lā tetteḳūne

De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hakimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?" "Allah" diyecekler. De ki: "O halde, Allah'a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?"

Hud 11:24اَفَلَاe fe lā

مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

meṧelu l-ferīḳayni ke l-eǎ'mā ve l-eSammi ve l-beSīri ve s-semīǐ hel yesteviyāni meṧelen e fe lā teƶekkerūne

Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hala düşünmez misiniz?

Hud 11:30اَفَلَاe fe lā

ويَاقَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

ve yā ḳavmi men yenSurunī mine (a)llahi in Taradtuhum e fe lā teƶekkerūne

"Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?"

Hud 11:51اَفَلَاe fe lā

يَاقَوْمِ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي اَفَلَا تَعْقِلُونَ

yā ḳavmi lā eselukum ǎleyhi ecran in ecriye illā ǎlā elleƶī feTaranī e fe lā teǎ'ḳilūne

"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

Yusuf 12:109اَفَلَاe fe lā

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim min ehli l-ḳurā e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve le dāru l-āḣirati ḣayrun li(e)lleƶīne tteḳav e fe lā teǎ'ḳilūne

Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Nahl 16:17اَفَلَاe fe lā

اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

e fe men yeḣluḳu ke men lā yeḣluḳu e fe lā teƶekkerūne

Şu halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?

Ta-Ha 20:89اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا

e fe lā yeravne ellā yerciǔ ileyhim ḳavlen ve lā yemliku lehum Derran ve lā nef'ǎn

Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?

Enbiya 21:10اَفَلَاe fe lā

لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

le ḳad enzelnā ileykum kitāben fīhi ƶikrukum e fe lā teǎ'ḳilūne

Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

Enbiya 21:30اَفَلَاe fe lā

اَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

e ve lem yera (e)lleƶīne keferū enne s-semāvāti ve l-erDe kānetā ratḳan fe feteḳnāhumā ve ceǎlnā mine l-māi kulle şey'in Hayyin e fe lā yu'minūne

İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hala inanmayacaklar mı?

Enbiya 21:44اَفَلَاe fe lā

بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَأْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ

bel metteǎ'nā hā'ulā'i ve ābā'ehum Hattā Tāle ǎleyhimu l-ǔmuru e fe lā yeravne ennā ne'tī l-erDe nenḳuSuhā min eTrāfihā e fe humu l-ğālibūne

Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O halde, onlar mı galip gelecekler?

Enbiya 21:67اَفَلَاe fe lā

اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

uffin lekum ve li mā teǎ'budūne min dūni (a)llahi e fe lā teǎ'ḳilūne

"Yazıklar olsun, size de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?"

Mü'minun 23:23اَفَلَاe fe lā

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ

ve leḳad erselnā nūHen ilā ḳavmihi fe ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu e fe lā tetteḳūne

Andolsun biz, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hala sakınmaz mısınız?" dedi.

Mü'minun 23:32اَفَلَاe fe lā

فَاَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ

fe erselnā fīhim rasūlen minhum eni ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu e fe lā tetteḳūne

Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hala O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.

Mü'minun 23:80اَفَلَاe fe lā

وَهُوَ الَّذِي يُحْيِ وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve huve elleƶī yuHyī ve yumītu ve le hu ḣtilāfu l-leyli ve n-nehāri e fe lā teǎ'ḳilūne

O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Mü'minun 23:85اَفَلَاe fe lā

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

se yeḳūlūne li (a)llahi ḳul e fe lā teƶekkerūne

"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de.

Mü'minun 23:87اَفَلَاe fe lā

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

se yeḳūlūne li (a)llahi ḳul e fe lā tetteḳūne

"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

Kasas 28:60اَفَلَاe fe lā

وَمَا اُو۫تِيتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَزِينَتُهَا وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰى اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā ūtītum min şey'in fe metāǔ l-Hayāti d-dunyā ve zīnetuhā ve mā ǐnde (a)llahi ḣayrun ve ebḳā e fe lā teǎ'ḳilūne

(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah'ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Kasas 28:71اَفَلَاe fe lā

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ اَفَلَا تَسْمَعُونَ

ḳul e raeytum in ceǎle (a)llahu ǎleykumu l-leyle sermeden ilā yevmi l-ḳiyāmeti men ilāhun ğayru (a)llahi ye'tīkum bi Diyā'in e fe lā tesmeǔne

De ki: "Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah'tan başka hangi ilah size bir aydınlık getirir? Hala duymayacak mısınız?"

Kasas 28:72اَفَلَاe fe lā

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْتِيكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ اَفَلَا تُبْصِرُونَ

ḳul e raeytum in ceǎle (a)llahu ǎleykumu n-nehāra sermeden ilā yevmi l-ḳiyāmeti men ilāhun ğayru (a)llahi ye'tīkum bi leylin teskunūne fīhi e fe lā tubSirūne

De ki: "Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah'tan başka hangi ilah size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hala görmeyecek misiniz?"

Secde 32:4اَفَلَاe fe lā

اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

(a)llahu elleƶī ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā fī sitteti eyyāmin ṧumme stevā ǎlā l-ǎrşi mā lekum min dūnihi min veliyyin ve lā şefīǐn e fe lā teteƶekkerūne

Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş'a kurulandır. Sizin için O'ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?

Secde 32:26اَفَلَاe fe lā

اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ اَفَلَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi lehum kem ehleknā min ḳablihim mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin e fe lā yesmeǔne

Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hala duymayacaklar mı?

Secde 32:27اَفَلَاe fe lā

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْ اَفَلَا يُبْصِرُونَ

e ve lem yerav ennā nesūḳu l-māe ilā l-erDi l-curuzi fe nuḣricu bihi zer'ǎn te'kulu minhu en'ǎāmuhum ve enfusuhum e fe lā yubSirūne

Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hala görmeyecekler mi?

Yasin 36:35اَفَلَاe fe lā

لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْدِيهِمْ اَفَلَا يَشْكُرُونَ

li ye'kulū min ṧemerihi ve mā ǎmilethu eydīhim e fe lā yeşkurūne

(34-35) Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hala şükretmeyecekler mi?

Yasin 36:68اَفَلَاe fe lā

وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ اَفَلَا يَعْقِلُونَ

ve men nuǎmmirhu nunekkishu fī l-ḣalḳi e fe lā yeǎ'ḳilūne

Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hala düşünmeyecekler mi?

Yasin 36:73اَفَلَاe fe lā

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ اَفَلَا يَشْكُرُونَ

ve lehum fīhā menāfiǔ ve meşāribu e fe lā yeşkurūne

Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hala şükretmeyecekler mi?

Saffat 37:138اَفَلَاe fe lā

وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve bi l-leyli e fe lā teǎ'ḳilūne

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hala düşünmeyecek misiniz?

Saffat 37:155اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

e fe lā teƶekkerūne

Hiç düşünmüyor musunuz?

Zuhruf 43:51اَفَلَاe fe lā

وَنَادٰى فِرْعَوْنُ فِي قَوْمِهِ قَالَ يَاقَوْمِ اَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْرِي مِنْ تَحْتِي اَفَلَا تُبْصِرُونَ

ve nādā fir'ǎvnu fī ḳavmihi ḳāle yā ḳavmi e leyse lī mulku miSra ve hāƶihi l-enhāru tecrī min teHtī e fe lā tubSirūne

Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hala görmüyor musunuz?"

Casiye 45:23اَفَلَاe fe lā

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

e fe raeyte meni tteḣaƶe ilāhehu hevāhu ve eDellehu (a)llahu ǎlā ǐlmin ve ḣateme ǎlā sem'ǐhi ve ḳalbihi ve ceǎle ǎlā beSarihi ğişāveten fe men yehdīhi min beǎ'di (a)llahi e fe lā teƶekkerūne

Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah'ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?

Muhammed 47:24اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا

e fe lā yetedebberūne l-ḳurāne em ǎlā ḳulūbin eḳfāluhā

Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?

Zariyat 51:21اَفَلَاe fe lā

وَفِي اَنْفُسِكُمْ اَفَلَا تُبْصِرُونَ

ve fī enfusikum e fe lā tubSirūne

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?

Gaşiye 88:17اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

e fe lā yenZurūne ilā l-ibili keyfe ḣuliḳat

Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!

Adiyat 100:9اَفَلَاe fe lā

اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ

e fe lā yeǎ'lemu iƶā buǎ'ṧira mā fī l-ḳubūri

(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.