← Sureler

Mushaf — 327. Sayfa

‹
/ 604
›
21. Enbiya Suresi

Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلَّا كَبِيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

fe ceǎlehum cuƶāƶen illā kebīran lehum leǎllehum ileyhi yerciǔne

Onlar, "Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir" dediler.

قَالُوا مَنْ فَعَلَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَٓا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ

ḳālū men feǎle hāƶā bi ālihetinā innehu le mine Z-Zālimīne

(İçlerinden bazıları), "İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler.

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ اِبْرٰهِيمُ

ḳālū semiǎ'nā feten yeƶkuruhum yuḳālu lehu ibrāhīmu

(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.

قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

ḳālū fe 'tū bihi ǎlā eǎ'yuni n-nāsi leǎllehum yeşhedūne

(İbrahim gelince) "Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim" dediler.

قَالُوا ءَاَنْتَ فَعَلْتَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَا يَاإِبْرَاهِيمُ

ḳālū e ente feǎlte hāƶā bi ālihetinā yā ibrāhīmu

Dedi ki: "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!"

قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ

ḳāle bel feǎlehu kebīruhum hāƶā fe selūhum in kānū yenTiḳūne

Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.

فَرَجَعُوا اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَ

fe raceǔ ilā enfusihim fe ḳālū innekum entumu Z-Zālimūne

Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler.

ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ

ṧumme nukisū ǎlā ru'ūsihim le ḳad ǎlimte mā hā'ulā'i yenTiḳūne

İbrahim, şöyle dedi: "Öyle ise siz, (hala) Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?"

قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْ

ḳāle e fe teǎ'budūne min dūni (a)llahi mā lā yenfeǔkum şey'en ve lā yeDurrukum

"Yazıklar olsun, size de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?"

اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

uffin lekum ve li mā teǎ'budūne min dūni (a)llahi e fe lā teǎ'ḳilūne

(İçlerinden bazıları), "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin" dediler.

قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ

ḳālū Harriḳūhu ve nSurū ālihetekum in kuntum fāǐlīne

"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol" dedik.

قُلْنَا يَانَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰهِيمَ

ḳulnā yā nāru kūnī berden ve selāmen ǎlā ibrāhīme

Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.

وَاَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَرِينَ

ve erādū bihi keyden fe ceǎlnāhumu l-eḣserīne

Onu Lut ile beraber kurtarıp, içinde alemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.

وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى الْاَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ

ve necceynāhu ve lūTen ilā l-erDi lletī bāraknā fīhā li l-ǎālemīne

Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.

وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحِينَ

ve vehebnā lehu isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe nāfileten ve kullen ceǎlnā SāliHīne