← Sureler

Mushaf — 269. Sayfa

‹
/ 604
›
16. Nahl Suresi

(15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.

وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ وَعَلَامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ

ve elḳā fī l-erDi ravāsiye en temīde bikum ve enhāran ve subulen leǎllekum tehtedūne / ve ǎlāmātin ve bi n-necmi hum yehtedūne

Şu halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?

اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

e fe men yeḣluḳu ke men lā yeḣluḳu e fe lā teƶekkerūne

Halbuki Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

ve in teǔddū niǎ'mete (a)llahi lā tuHSūhā inne (a)llahe le ğafūrun raHīmun

Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

ve(a)llahu yeǎ'lemu mā tusirrūne ve mā tuǎ'linūne

Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar.

وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ

ve(e)lleƶīne yed'ǔne min dūni (a)llahi lā yeḣluḳūne şey'en ve hum yuḣleḳūne

Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

emvātun ğayru eHyā'in ve mā yeş'ǔrūne eyyāne yub'ǎṧūne

Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkar etmekte, kendileri de büyüklük taslamaktadırlar.

اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ

ilāhukum ilāhun vāHidun fe(e)lleƶīne lā yu'minūne bi l-āḣirati ḳulūbuhum munkiratun ve hum mustekbirūne

Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.

لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ

lā cerame enne (a)llahe yeǎ'lemu mā yusirrūne ve mā yuǎ'linūne innehu lā yuHibbu l-mustekbirīne

Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" denildiği zaman, "Öncekilerin masalları" dediler.

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا اَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

ve iƶā ḳīle lehum māƶā enzele rabbukum ḳālū esāTīru l-evvelīne

Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.

لِيَحْمِلُوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ اَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ

li yeHmilū evzārahum kāmileten yevme l-ḳiyāmeti ve min evzāri (e)lleƶīne yuDillūnehum bi ğayri ǐlmin elā sā'e mā yezirūne

Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah'ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.

قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

ḳad mekera (e)lleƶīne min ḳablihim fe etā (a)llahu bunyānehum mine l-ḳavāǐdi fe ḣarra ǎleyhimu s-seḳfu min fevḳihim ve etāhumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne