Sözlük

ب ص ر (BṦR)

B-s-r

بَصَر kelimesi görme organına/göze denir. Allah buyurur ki: كَلَمْحِ الْبَصَرِ bir göz kırpması gibidir (16/Nahl 77); وَإِذْ زَاغَتِ اْلأَبْصَارُ O zaman gözler kaymıştı (33/Ahzâb 10). Gözdeki görme gücüne de بَصَر denmektedir; kalbin anlamayı sağlayan kuvveti ise, بَصِيرَة ve بَصَر adı verilmektedir. Allah buyurur ki: فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir denir (50/Kâf 22); مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى Göz ne yana kaydı ne de öteye geçti (53/Necm 17).

Göz anlamındaki بَصَر kelimesinin çoğulu أَبْصَار şeklindedir. Uzbakış anlamındaki بَصِيرَة sözcüğünün çoğulu بَصَائِر şeklindedir. فَمَا أَغْنَى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلاَ أَبْصَارُهُمْ Fakat ne kulakları, ne gözleri …kendilerine bir fayda verdi (46/Ahkâf 26).

Göze neredeyse basiret adı hiç verilmez. Gözle görmeye, أَبْصَرْتُ kalp ile görmeye ise, أَبْصُرْتُهُ ve بَصُرْتُ denmektedir. Kalbin görmesi ile beraber olmadığı zaman sadece gözle görmeye بَصَرْتُ denmesi çok nadirdir. Gözle görme ile ilgili Allah buyurur ki: لِمَ تَعْبُدُ مَا لاَ يَسْمَعُ وَلاَ يُبْصِرُ Niye işitemeyen, göremeyen putlara tapıyorsun (19/Meryem 42); رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا Rabb’imiz! Gördük ve işittik (32/Secde 12); وَلَوْ كَانُوا لاَ يُبْصِرُونَ Fakat görme yeteneğinden bütünü ile yoksun körler olsalar (10/Yûnus 43); وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ Ve bekle de gör, onlar da göreceklerdir (37/Sâffât 179); بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ Ben onların görmediklerini gördüm (20/Tâha 96).

Ayrıca أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي Ben bilinçli bir şekilde Allah’a çağırırım. Bana uyanlar da öyle yaparlar (12/Yûsuf 108) âyeti de bundandır. Yani ben bilerek ve araştırarak bu çağrıyı yapıyorum.

بَلِ اْلاِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ Aslında insan kendi kendinin denetleyicisidir (75/Kıyamet 14). Yani, her insan o gün kendini görecek ve onun lehinde ya da aleyhinde tanıklık yapacak organlarının kendilerini gören bir basiretleri olacak ve kıyamet gününde buna göre ya lehinde ya da aleyhinde tanıklık edecektir. Tıpkı Allah’ın buyurduğu gibi: يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ O gün dilleri, elleri ve ayakları işledikleri kötülük konusunda aleyhlerinde şahitlik edecektir (24/Nur 24).

ضَرِير (âmâ] için bunun tersi olarak بَصِير denmektedir. Bu kelimenin anlattığı anlamının zıddı ile kullanılması değil, onun kalp gözünün gücüne işaret olsun diye kullanıldığı daha doğrudur. Onun için âmâya مُبْصِرٌ ve بَاصِرٌ denmez. Yüce Allah’ın: لا تُدْرِكُهُ اْلأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ اْلأَبْصَارَ Gözler O’nu görmez, fakat O gözleri görür (6/En’âm 103) âyetindeki أَبْصَار kelimesini ise, tefsircilerden çoğu tarafından göz diye yorumlanmıştır. Bu hem göze hem düşünmeye hem de anlamaya işarettir. Bu, tıpkı Mü’minlerin Emîri (ra) Hz. Ali’nin: التَّوْحِيدُ أَنْ لاَ تَتَوَهَّمَهُ Tevhid: Onu herhangi bir şekilde düşünmemendir ve: كُلُّ مَا أَدْرَكْتَهُ فَهُوَ غَيْرُهُ İdrak ettiğin her şey ondan başkasıdır sözünde olduğu gibidir, diyenler de vardır.

بَاصِرَة bakan göz demektir. رَأَيْتُهُ لَمْحاً باَصِرًا denir ki bu, sert bir şekilde bakmayı ifâde eder. Bu anlamda Allah buyurur ki:فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مبِينٌ Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler (27/Neml 13); وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً gündüzün mucizesini aydınlık yaptık (17/İsrâ 12). Yani gözler için parlayan aydınlık bir şey yaptık demektir. Yüce Allah’ın: وَآتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً Semudoğulları’na da açık mucize olarak deveyi verdik (17/İsrâ 59) âyeti de bunun gibidir. Bu âyetin anlamı, Semûd halkının kötülüğe odaklanan bir topluluk olduğuna işaret eder. Tıpkı رَجُلٌ مُخْبِِثٌ ومُضْعِفٌ deyiminde olduğu gibi. Bu deyim kişinin arkadaş ve yardımcılarının pis insanlar olduğunu anlatır. Yani, çevresi pis ve zayıf insanlardan oluşan adam.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ اْلأَولَى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ Andolsun biz, ilk nesilleri helak ettikten sonra Musa’ya, insanların kalp gözlerini aydınlatacak nur olarak Kitab’ı verdik (28/Kasas 43) âyetinde de geçen بَصاَئِر kelimesi ibret alınacak ibretlik şeyler demektir, ayrıca وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ Ve bekle de gör, onlar da göreceklerdir (37/Sâffât 179) âyetindeki أَبْصِر ve يُبْصِرُون fiilleri bak/bekle taki sen de onlar da ne olacağını göresiniz demektir. Yüce Allah’ın: وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ Oysa isteselerdi gerçeği görebilirlerdi (29/Ankebût 38) âyetinde geçen مُسْتَبْصِرِين basireti isteyenler demektir.

اِسْتِبْصَار kelimesi, istiâre yolu ile görmek için kullanılması da tıpkı اِسْتِجَابَة kelimesinin, istiâre yolu ile إجاَبَة için kullanılması gibi doğrudur. Yüce Allah’ın: وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ تَبْصِرَةً Orada her güzel çifti bitirdik. …gönül gözünü açmak için (50/Kâf 7-8) âyetinde geçen تَبْصِرَة gösteren ve açıklayan demektir. Çünkü: بَصَرْتُهُ تَبْصِيراً وَتَبْصِرَةً denir ki, bu tıpkı قَدَّمْتُه تَقْدِمَةً وَتَقَدَّمَهُ ُ Onu öne sürdüm uygun bir öne sürüş ile ve ayrıca وذَكَّرْتُهُ تَذْكِيرًا وتَذْكِرَةً Ona hatırlatım, uygun bir hatırlatma ile fiilleri gibidir. Allah buyurur ki: وَلاَ يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيماً يُبَصَّرُونَهُمْ Herhangi bir dost, bir dostun hâlini sormaz; birbirine gösterilirler (70/Meâric 10-11). Yani: Onlar ne yaptıklarının izlerini görür hâlde olurlar.

بَصَرَ الْجَرْوُ deyimi, köpek yavrusu için, göreyazdı, gözleri açılacak oldu demektir.

بَصْرَة kelimesi parlayan, parlaklığıyla göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Ya da bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır. Bu taşa بِِصْرٌ da denmektedir.

بَصِيرَة kelimesi, göz kamaştıran kan ve parlayan kalkandır. بُصْر kenar, kıyı anlamına gelir. بُصَيْرَة elbisenin iki parçası arasındaki yarık fazlalık, elbisenin altındakinin görülmesine yol açan küçük delik demektir. بَصُرْتُ الثَوْبَ وَاْلأَدِيمَ deyimi, elbise ya da derideki yırtık ya da delik kısmı dikmek demektir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →