ر س و (RSW)
R-s-v
وَلاَ جِبَالَ إِذَا لَمْ تُرْسَ أَوْتَادُ -190
190- Hiçbir dağ da yerinde durmaz, kazıklar çakılmadan.
أَلْقَتِ السَّحَابَةُ مَرَاسِيهَا /Bulut kazıklarını çaktı [yani bulut durup yağmur yağdırdı], sözü tıpkı أَلْقَتْ طُنَبَهَا sözü gibidir. Allah buyurur ki: وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا : Haydi, gemiye binin, dedi. Onun akıp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır (11/Hûd 41). Âyetteki مَجْرَى ve مُرْسَى sözleri أَجْرَيْتُ /akıttım/yürüttüm ve أَرْسَيْتُ /durdurdum fiillerinden gelmektedir. مُرْسَى ; mastar, ism-i mekân, ism-i zaman ve mef’ûl anlamında kullanılır.
Âyette geçen مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا kelimeleri مَجْرِيهَا وَمَرْسِيهَا şeklinde de okunmuştur. يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا : Sana kıyametin ne zaman geleceğini sorarlar (7/A’râf 187); yani ortaya çıkış/karar kılış zamanını. رَسَوْتُ بَيْنَ الْقَوْمِ : Halk arasında barış tesis ettim.