كُلًّا kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden كلا formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (38)

Nisa 4:130كُلًّاkullenonların her birini

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَكِيمًا

ve in yeteferraḳā yuğni (a)llahu kullen min seǎtihi ve kāne (a)llahu vāsiǎn Hakīmen

Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir.

En'am 6:84كُلًّاkullenhepsine de

وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ كُلًّا هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

ve vehebnā lehu isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe kullen hedeynā ve nūHen hedeynā min ḳablu ve min ƶurriyyetihi dāvūde ve suleymāne ve eyyūbe ve yūsufe ve mūsā ve hārūne ve ke ƶālike neczī l-muHsinīne

Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

A'raf 7:46كُلًّاkullenhepsini

وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسِيمٰيهُمْ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ

ve beynehumā Hicābun ve ǎlā l-eǎ'rāfi ricālun yeǎ'rifūne kullen bi sīmāhum ve nādev eSHābe l-cenneti en selāmun ǎleykum lem yedḣulūhā ve hum yeTmeǔne

İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur, A'raf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, "Selam olsun size!" diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.

Hud 11:111كُلًّاkullentümünün

وَاِنَّ كُلًّا لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

ve inne kullen lemmā le yuveffiyennehum rabbuke eǎ'mālehum innehu bimā yeǎ'melūne ḣabīrun

Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

İsra 17:20كُلًّاkullenhepsine

كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا

kullen numiddu hā'ulā'i ve hā'ulā'i min ǎTā'i rabbike ve mā kāne ǎTā'u rabbike meHZūran

Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.

Meryem 19:79كَلَّاkellāhayır

كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا

kellā se nektubu mā yeḳūlu ve nemuddu lehu mine l-ǎƶābi medden

Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!

Meryem 19:82كَلَّاkellāHayır (sandıkları gibi) değil!

كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا

kellā se yekfurūne bi ǐbādetihim ve yekūnūne ǎleyhim Didden

Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.

Mü'minun 23:100كَلَّاkellāhayır

لَعَلِّي اَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

leǎllī eǎ'melu SāliHen fīmā teraktu kellā innehā kelimetun huve ḳāiluhā ve min verāihim berzeḣun ilā yevmi yub'ǎṧūne

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

Şuara 26:15كَلَّاkellāhayır

قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

ḳāle kellā fe ƶhebā bi āyātinā innā meǎkum mustemiǔne

Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."

Şuara 26:62كَلَّاkellāhayır

قَالَ كَلَّا اِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ

ḳāle kellā inne meǐye rabbī se yehdīni

Musa, "Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.

Sebe 34:27كَلَّاkellāhayır

قُلْ اَرُونِيَ الَّذِينَ اَلْحَقْتُمْ بِهِ شُرَكَاءَ كَلَّا بَلْ هُوَ اللّٰهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

ḳul erūniye (e)lleƶīne elHaḳtum bihi şurakā'e kellā bel huve (a)llahu l-ǎzīzu l-Hakīmu

De ki: "Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah'a ortak olamaz.) Aksine O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır."

Mearic 70:15كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّهَا لَظٰى

kellā innehā leZā

(15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.

Mearic 70:39كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ

kellā innā ḣaleḳnāhum mimmā yeǎ'lemūne

Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık.

Müddessir 74:16كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَنِيدًا

kellā innehu kāne li āyātinā ǎnīden

Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı inatçıdır.

Müddessir 74:32كَلَّاkellāhayır

كَلَّا وَالْقَمَرِ

kellā ve l-ḳameri

(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.

Müddessir 74:53كَلَّاkellāhayır

كَلَّا بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَ

kellā bel lā yeḣāfūne l-āḣirate

Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar.

Müddessir 74:54كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌ

kellā innehu teƶkiratun

Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur'an) bir uyarıdır.

Kıyamet 75:11كَلَّاkellāhayır

كَلَّا لَا وَزَرَ

kellā lā vezera

Hayır, hiçbir sığınacak yer yoktur.

Kıyamet 75:20كَلَّاkellāhayır

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ

kellā bel tuHibbūne l-ǎācilete

(20-21) Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.

Kıyamet 75:26كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ

kellā iƶā beleğati t-terāḳiye

(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

Nebe 78:4كَلَّاkellāhayır

كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

kellā se yeǎ'lemūne

Hayır, ileride bilecekler.

Nebe 78:5كَلَّاkellāhayır

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

ṧumme kellā se yeǎ'lemūne

Yine hayır; ileride bilecekler.

Abese 80:11كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

kellā innehā teƶkiratun

Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.

Abese 80:23كَلَّاkellāhayır

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا اَمَرَهُ

kellā lemmā yeḳDi mā emerahu

Hayır, hayır o, Allah'ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.)

İnfitar 82:9كَلَّاkellāhayır

كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ

kellā bel tukeƶƶibūne bi d-dīni

Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz.

Mutaffifin 83:7كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ

kellā inne kitābe l-fuccāri le fī siccīnin

Hayır, günahkarların yazısı, muhakkak "Siccin"dedir.

Mutaffifin 83:14كَلَّاkellāhayır

كَلَّا بَلْ۔ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

kellā bel rāne ǎlā ḳulūbihim mā kānū yeksibūne

Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.

Mutaffifin 83:15كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ

kellā innehum ǎn rabbihim yevmeiƶin le meHcūbūne

Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.

Mutaffifin 83:18كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ

kellā inne kitābe l-ebrāri le fī ǐlliyyīne

Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyun"dadır.

Fecr 89:17كَلَّاkellāhayır

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ

kellā bel lā tukrimūne l-yetīme

Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.

Fecr 89:21كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكًّا دَكًّا

kellā iƶā dukketi l-erDu dekken dekken

Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,

Alak 96:6كَلَّاkellāhayır

كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى

kellā inne l-insāne le yeTğā

(6-7) Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.

Alak 96:15كَلَّاkellāhayır

كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ

kellā le in lem yentehi le nesfeǎn bi n-nāSiyeti

(15-16) Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.

Alak 96:19كَلَّاkellāhayır

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

kellā lā tuTiǎ'hu ve scud ve ḳterib

Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.

Tekasür 102:3كَلَّاkellāhayır

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

kellā sevfe teǎ'lemūne

Hayır; ileride bileceksiniz!

Tekasür 102:4كَلَّاkellāhayır

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

ṧumme kellā sevfe teǎ'lemūne

Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz!

Tekasür 102:5كَلَّاkellāhayır

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ

kellā lev teǎ'lemūne ǐlme l-yeḳīni

Hayır, kesin olarak bir bilseniz..

Hümeze 104:4كَلَّاkellāhayır

كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ

kellā le yunbeƶenne fī l-HuTameti

Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.