İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.
اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا اِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
(e)lleƶīne āmenū ve lem yelbisū īmānehum bi Zulmin ulāike lehumu l-emnu ve hum muhtedūne
İşte kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
وَتِلْكَ حُجَّتُنَا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰهِيمَ عَلٰى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ اِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
ve tilke Huccetunā āteynāhā ibrāhīme ǎlā ḳavmihi nerfeǔ deracātin men neşā'u inne rabbeke Hakīmun ǎlīmun
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ كُلًّا هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
ve vehebnā lehu isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe kullen hedeynā ve nūHen hedeynā min ḳablu ve min ƶurriyyetihi dāvūde ve suleymāne ve eyyūbe ve yūsufe ve mūsā ve hārūne ve ke ƶālike neczī l-muHsinīne
Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı, İlyas'ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.
وَزَكَرِيَّا وَيَحْيٰى وَعِيسٰى وَاِلْيَاسَ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحِينَ
ve zekeriyyā ve yeHyā ve ǐysā ve ilyāse kullun mine S-SāliHīne
İsmail'i, Elyasa'ı, Yunus'u ve Lut'u da doğru yola erdirmiştik. Her birini alemlere üstün kılmıştık.
وَاِسْمٰعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ
ve ismāǐyle ve lyeseǎ ve yūnuse ve lūTen ve kullen feDDelnā ǎlā l-ǎālemīne
Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.
وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
ve min ābāihim ve ƶurriyyātihim ve iḣvānihim ve ctebeynāhum ve hedeynāhum ilā SirāTin musteḳīmin
İşte bu, Allah'ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.
ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
ƶālike hudā (a)llahi yehdī bihi men yeşā'u min ǐbādihi ve lev eşrakū le HabiTa ǎnhum mā kānū yeǎ'melūne
Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkar ederlerse, biz onları inkar etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ
ulāike (e)lleƶīne āteynāhumu l-kitābe ve l-Hukme ve n-nubuvvete fe in yekfur bihā hā'ulā'i fe ḳad vekkelnā bihā ḳavmen leysū bihā bi kāfirīne
İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: "Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün alemler için ancak bir uyarıdır."
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْ قُلْ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَمِينَ
ulāike (e)lleƶīne hedā (a)llahu fe bi hudāhumu ḳtedih ḳul lā eselukum ǎleyhi ecran in huve illā ƶikrā li l-ǎālemīne