Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
innehu fekkera ve ḳaddera
Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
fe ḳutile keyfe ḳaddera
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
ṧumme ḳutile keyfe ḳaddera
Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü.
ثُمَّ نَظَرَ
ṧumme neZera
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
ṧumme ǎbese ve besera
(23-24) Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
ṧumme edbera ve stekbera / fe ḳāle in hāƶā illā siHrun yu'ṧeru
"Bu, ancak insan sözüdür."
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ
in hāƶā illā ḳavlu l-beşeri
Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.
سَاُصْلِيهِ سَقَرَ
se uSlīhi seḳara
Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُ
ve mā edrāke mā seḳaru
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ
lā tubḳī ve lā teƶeru
Derileri kavurur.
لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ
levvāHatun li l-beşeri
Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
ǎleyhā tis'ǎte ǎşera
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kafirler, "Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
وَمَا جَعَلْنَا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًا كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ
ve mā ceǎlnā eSHābe n-nāri illā melāiketen ve mā ceǎlnā ǐddetehum illā fitneten li(e)lleƶīne keferū li yesteyḳine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe ve yezdāde (e)lleƶīne āmenū īmānen ve lā yertābe (e)lleƶīne ūtū l-kitābe ve l-mu'minūne ve li yeḳūle (e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun ve l-kāfirūne māƶā erāde (a)llahu bi hāƶā meṧelen ke ƶālike yuDillu (a)llahu men yeşā'u ve yehdī men yeşā'u ve mā yeǎ'lemu cunūde rabbike illā huve ve mā hiye illā ƶikrā li l-beşeri
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
كَلَّا وَالْقَمَرِ وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَ وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَ اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِ نَذِيرًا لِلْبَشَرِ لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَ
kellā ve l-ḳameri / ve l-leyli iƶ edbera / ve S-SubHi iƶā esfera / innehā le iHdā l-kuberi / neƶīran li l-beşeri / li men şā'e minkum en yeteḳaddeme ev yeteeḣḣara
Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.
كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
kullu nefsin bimā kesebet rahīnetun
Ancak ahiret mutluluğuna eren kimseler başka.
اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَمِينِ
illā eSHābe l-yemīni
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءَلُونَ عَنِ الْمُجْرِمِينَ مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ
fī cennātin yetesā'elūne / ǎni l-mucrimīne / mā selekekum fī seḳara
Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik."
قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ
ḳālū lem neku mine l-muSallīne
"Yoksula yedirmezdik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ
ve lem neku nuT'ǐmu l-miskīne
"Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ
ve kunnā neḣūDu meǎ l-ḣāiDīne
"Ceza gününü de yalanlıyorduk."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ
ve kunnā nukeƶƶibu bi yevmi d-dīni
"Nihayet ölüm bize gelip çattı."
حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَقِينُ
Hattā etānā l-yeḳīnu