فَهُمْ kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden فهم formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (41)

Bakara 2:18فَهُمْfe humonlar

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

Summun bukmun ǔmyun fe hum lā yerciǔne

Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.

Bakara 2:171فَهُمْfe humonun için onlar

وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

ve meṧelu (e)lleƶīne keferū ke meṧeli elleƶī yen'ǐḳu bimā lā yesmeǔ illā duǎā'en ve nidā'en Summun bukmun ǔmyun fe hum lā yeǎ'ḳilūne

İnkar edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkar edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.

Nisa 4:12فَهُمْfe humonlar

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

ve lekum niSfu mā terake ezvācukum in lem yekun le hunne veledun fe in kāne le hunne veledun fe le kumu r-rubuǔ mimmā terakne min beǎ'di veSiyyetin yūSīne bihā ev deynin ve le hunne r-rubuǔ mimmā teraktum in lem yekun lekum veledun fe in kāne lekum veledun fe le hunne ṧ-ṧumunu mimmā teraktum min beǎ'di veSiyyetin tūSūne bihā ev deynin ve in kāne raculun yūraṧu kelāleten evi mraetun ve le hu eḣun ev uḣtun fe li kulli vāHidin minhumā s-sudusu fe in kānū ekṧera min ƶālike fe hum şurakā'u fī ṧ-ṧuluṧi min beǎ'di veSiyyetin yūSā bihā ev deynin ğayra muDārrin veSiyyeten mine (a)llahi ve(a)llahu ǎlīmun Halīmun

Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

En'am 6:12فَهُمْfe humonlar

قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ قُلْ لِلّٰهِ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ اَلَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

ḳul li men mā fī s-semāvāti ve l-erDi ḳul li (a)llahi ketebe ǎlā nefsihi r-raHmete le yecmeǎnnekum ilā yevmi l-ḳiyāmeti lā raybe fīhi (e)lleƶīne ḣasirū enfusehum fe hum lā yu'minūne

De ki: "Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?" "Allah'ındır" de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

En'am 6:20فَهُمْfe humonlar

اَلَّذِينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْ اَلَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

(e)lleƶīne āteynāhumu l-kitābe yeǎ'rifūnehu ke mā yeǎ'rifūne ebnā'ehumu (e)lleƶīne ḣasirū enfusehum fe hum lā yu'minūne

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

En'am 6:139فَهُمْfe humo zaman hepsi

وَقَالُوا مَا فِي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَا وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ اِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

ve ḳālū mā fī buTūni hāƶihi l-en'ǎāmi ḣāliSatun li ƶukūrinā ve muHarramun ǎlā ezvācinā ve in yekun meyteten fe hum fīhi şurakā'u se yeczīhim veSfehum innehu Hakīmun ǎlīmun

Bir de dediler ki: "Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır." Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

A'raf 7:100فَهُمْfe humartık onlar

اَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَٓا اَنْ لَوْ نَشَاءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi li(e)lleƶīne yeriṧūne l-erDe min beǎ'di ehlihā en lev neşā'u eSabnāhum bi ƶunūbihim ve neTbeǔ ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yesmeǔne

Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.

Enfal 8:55فَهُمْfe humartık onlar

اِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الَّذِينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

inne şerra d-devābbi ǐnde (a)llahi (e)lleƶīne keferū fe hum lā yu'minūne

Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkar edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.

Tevbe 9:45فَهُمْfe humkendileri

اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ

innemā yeste'ƶinuke (e)lleƶīne lā yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve rtābet ḳulūbuhum fe hum fī raybihim yeteraddedūne

Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler.

Tevbe 9:87فَهُمْfe humartık onlar

رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

raDū bi en yekūnū meǎ l-ḣavālifi ve Tubiǎ ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yefḳahūne

Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.

Tevbe 9:93فَهُمْfe humartık onlar

اِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ وَهُمْ اَغْنِيَٓاءُ رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

innemā s-sebīlu ǎlā (e)lleƶīne yeste'ƶinūneke ve hum eğniyā'u raDū bi en yekūnū meǎ l-ḣavālifi ve Tabeǎ (a)llahu ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yeǎ'lemūne

Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.

Nahl 16:71فَهُمْfe humonlar

وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُوا بِرَادِّي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاءٌ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ

ve(a)llahu feDDele beǎ'Dekum ǎlā beǎ'Din fī r-rizḳi fe mā (e)lleƶīne fuDDilū bi rāddī rizḳihim ǎlā mā meleket eymānuhum fe hum fīhi sevā'un e fe bi niǎ'meti (a)llahi yecHadūne

Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah'ın nimetini mi inkar ediyorlar?

Enbiya 21:24فَهُمْfe humbundan dolayı onlar

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اٰلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ

emi tteḣaƶū min dūnihi āliheten ḳul hātū burhānekum hāƶā ƶikru men meǐye ve ƶikru men ḳablī bel ekṧeruhum lā yeǎ'lemūne l-Haḳḳa fe hum muǎ'riDūne

Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler."

Enbiya 21:34فَهُمُfe humuonlar

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

ve mā ceǎlnā li beşerin min ḳablike l-ḣulde e fe in mitte fe humu l-ḣālidūne

Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?

Mü'minun 23:69فَهُمْfe humonlar

اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

em lem yeǎ'rifū rasūlehum fe hum lehu munkirūne

Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar?

Mü'minun 23:71فَهُمْfe humfakat onlar

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ

ve levi ttebeǎ l-Haḳḳu ehvā'ehum le fesedeti s-semāvātu ve l-erDu ve men fīhinne bel eteynāhum bi ƶikrihim fe hum ǎn ƶikrihim muǎ'riDūne

Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur'an'ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.

Neml 27:4فَهُمْfe humonlar

اِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ

inne (e)lleƶīne lā yu'minūne bi l-āḣirati zeyyennā lehum eǎ'mālehum fe hum yeǎ'mehūne

Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar.

Neml 27:17فَهُمْfe humonlar

وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

ve Huşira li suleymāne cunūduhu mine l-cinni ve l-insi ve T-Tayri fe hum yūzeǔne

Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.

Neml 27:24فَهُمْfe hum(bu yüzden) onlar

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ

vecedtuhā ve ḳavmehā yescudūne li ş-şemsi min dūni (a)llahi ve zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum fe Saddehum ǎni s-sebīli fe hum lā yehtedūne

"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar."

Neml 27:81فَهُمْfe humişte onlar

وَمَا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

ve mā ente bi hādī l-ǔmyi ǎn Delāletihim in tusmiǔ illā men yu'minu bi āyātinā fe hum muslimūne

Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak ayetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.

Neml 27:83فَهُمْfe humonlar

وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

ve yevme neHşuru min kulli ummetin fevcen mimmen yukeƶƶibu bi āyātinā fe hum yūzeǔne

Her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.

Neml 27:85فَهُمْfe humonlar artık

وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنْطِقُونَ

ve veḳaǎ l-ḳavlu ǎleyhim bimā Zelemū fe hum lā yenTiḳūne

Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar.

Kasas 28:66فَهُمْfe humve onlar

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَاءَلُونَ

fe ǎmiyet ǎleyhimu l-enbā'u yevmeiƶin fe hum lā yetesā'elūne

O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.

Rum 30:15فَهُمْfe humonlar

فَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ

fe emmā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti fe hum fī ravDetin yuHberūne

İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.

Rum 30:53فَهُمْfe humve onlar

وَمَا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

ve mā ente bi hādi l-ǔmyi ǎn Delāletihim in tusmiǔ illā men yu'minu bi āyātinā fe hum muslimūne

Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.

Fatır 35:40فَهُمْfe humonlar da

قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَاءَكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا

ḳul e raeytum şurakā'ekumu (e)lleƶīne ted'ǔne min dūni (a)llahi erūnī māƶā ḣaleḳū mine l-erDi em lehum şirkun fī s-semāvāti em āteynāhum kitāben fe hum ǎlā beyyinetin minhu bel in yeǐdu Z-Zālimūne beǎ'Duhum beǎ'Dan illā ğurūran

De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?" Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaad etmezler.

Yasin 36:6فَهُمْfe humbu yüzden onlar

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

li tunƶira ḳavmen mā unƶira ābā'uhum fe hum ğāfilūne

(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

Yasin 36:7فَهُمْfe humartık onlar

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

le ḳad Haḳḳa l-ḳavlu ǎlā ekṧerihim fe hum lā yu'minūne

Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

Yasin 36:8فَهُمْfe humbu yüzden onların

اِنَّا جَعَلْنَا فِي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ

innā ceǎlnā fī eǎ'nāḳihim eğlālen fe hiye ilā l-eƶḳāni fe hum muḳmeHūne

Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

Yasin 36:9فَهُمْfe humartık onlar

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

ve ceǎlnā min beyni eydīhim sedden ve min ḣalfihim sedden fe eğşeynāhum fe hum lā yubSirūne

Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

Yasin 36:71فَهُمْfe humkendileri

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدِينَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

e ve lem yerav ennā ḣaleḳnā lehum mimmā ǎmilet eydīnā en'ǎāmen fe hum lehā mālikūne

Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.

Saffat 37:70فَهُمْfe humkendileri de

فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

fe hum ǎlā āṧārihim yuhraǔne

Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

Fussilet 41:4فَهُمْfe humonlar

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

beşīran ve neƶīran fe eǎ'raDe ekṧeruhum fe hum lā yesmeǔne

Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.

Fussilet 41:19فَهُمْfe humonlar

وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

ve yevme yuHşeru eǎ'dā'u (a)llahi ilā n-nāri fe hum yūzeǔne

Allah'ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla!

Zuhruf 43:21فَهُمْfe humonlar

اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِهِ فَهُمْ بِهِ مُسْتَمْسِكُونَ

em āteynāhum kitāben min ḳablihi fe hum bihi mustemsikūne

Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?

Kaf 50:5فَهُمْfe humşimdi onlar

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَهُمْ فِي اَمْرٍ مَرِيجٍ

bel keƶƶebū bi l-Haḳḳi lemmā cā'ehum fe hum fī emrin merīcin

Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.

Tur 52:40فَهُمْfe humve onlar

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

em teseluhum ecran fe hum min meğramin muṧḳalūne

Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?

Tur 52:41فَهُمْfe humkendileri (mi?)

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

em ǐndehumu l-ğaybu fe hum yektubūne

Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?

Münafikun 63:3فَهُمْfe humartık onlar

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

ƶālike bi ennehum āmenū ṧumme keferū fe Tubiǎ ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yefḳahūne

Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.

Kalem 68:46فَهُمْfe humonlardan

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

em teseluhum ecran fe hum min meğramin muṧḳalūne

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

Kalem 68:47فَهُمْfe humonlar

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

em ǐndehumu l-ğaybu fe hum yektubūne

Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?