Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
اَمْ تَأْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
em te'muruhum eHlāmuhum bi hāƶā em hum ḳavmun Tāğūne
Yoksa "O Kur'an'ı kendisi uydurup söyledi" mi diyorlar? Hayır, (sırf inatlarından dolayı) iman etmiyorlar.
اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَ
em yeḳūlūne teḳavvelehu bel lā yu'minūne
Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler!
فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ اِنْ كَانُوا صَادِقِينَ
fe l ye'tū bi Hadīṧin miṧlihi in kānū Sādiḳīne
Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ
em ḣuliḳū min ğayri şey'in em humu l-ḣāliḳūne
Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.
اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بَلْ لَا يُوقِنُونَ
em ḣaleḳū s-semāvāti ve l-erDe bel lā yūḳinūne
Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ
em ǐndehum ḣazāinu rabbike em humu l-muSayTirūne
Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahi vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!
اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
em lehum sullemun yestemiǔne fīhi fe l ye'ti mustemiǔhum bi sulTānin mubīnin
Yoksa, kızlar O'na (Allah'a) da oğullar size mi?
اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ
em lehu l-benātu ve le kumu l-benūne
Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ
em teseluhum ecran fe hum min meğramin muṧḳalūne
Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?
اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em ǐndehumu l-ğaybu fe hum yektubūne
Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl, inkar edenler tuzağa düşecek olanlardır.
اَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ
em yurīdūne keyden fe(e)lleƶīne keferū humu l-mekīdūne
Yoksa, onların Allah'tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.
اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
em lehum ilāhun ğayru (a)llahi subHāne (a)llahi ǎmmā yuşrikūne
Gökten düşmekte olan parçalar görseler, "Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
وَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ
ve in yerav kisfen mine s-semāi sāḳiTen yeḳūlū seHābun merkūmun
Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.
فَذَرْهُمْ حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ
fe ƶerhum Hattā yulāḳū yevmehumu elleƶī fīhi yuS'ǎḳūne
O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.
يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
yevme lā yuğnī ǎnhum keyduhum şey'en ve lā hum yunSarūne
Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.
وَاِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
ve inne li(e)lleƶīne Zelemū ǎƶāben dūne ƶālike ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
ve Sbir li Hukmi rabbike fe inneke bi eǎ'yuninā ve sebbiH bi Hamdi rabbike Hīne teḳūmu
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O'nu tespih et.
وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ
ve mine l-leyli fe sebbiHhu ve idbāra n-nucūmi