(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

tenzīle l-ǎzīzi r-raHīmi / li tunƶira ḳavmen mā unƶira ābā'uhum fe hum ğāfilūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1تَنْزِيلَtenzīleن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.indirdiği (üzerindesin)
2الْعَزِيزِl-ǎzīziع ز زgüçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sertüstün olanın
3الرَّحِيمِr-raHīmiر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.çok esirgeyenin
1لِتُنْذِرَli tunƶiraن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.uyarman için
2قَوْمًاḳavmenق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir toplumu
3مَا
4اُنْذِرَunƶiraن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.uyarılmamış
5اٰبَٓاؤُ۬هُمْābā'uhumا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmekbabaları
6فَهُمْfe humbu yüzden onlar
7غَافِلُونَğāfilūneغ ف لDikkatsiz, unutkan, ihmalkar, gafil, kasıtlı olarak ihmal eden veya bırakan veya uzaklaşangaflet içindedirler

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Korkutman için, ataları korkutulmamış topluluğu; onlardır gafil olanlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Korkutman için, ataları korkutulmamış topluluğu; onlardır gafil olanlar.

Adem Uğur

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

Ahmed Hulusi

Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullah'tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.

Ahmet Tekin

Ataları sorumluluk hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılan, kısa sürede imandan ve şer’i hükümlerden habersiz hale gelen milletleri uyarman için indirilmiştir.

Ahmet Varol

Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için (gönderildin). Çünkü onlar gaflet içindedirler.

Ali Bulaç

Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).

Ali Fikri Yavuz

Babaları (Allah’ın azabı ile) korkutulmamış bir kavmi (Kureyşi) korkutasın diye gönderildin. Çünkü onlar habersiz gafillerdir.

Ali Rıza Safa

Ataları uyarılmadığı için, kendileri de aymazlık içinde olan bir toplumu uyarman için.

Bayraktar Bayraklı

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir/Ataları uyarıldıkları halde gaflet içinde olan bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

Bekir Sadak

(5-6) Bu, babalari uyarilmadigindan gafil kalmis bir milleti uyarman icin guclu ve merhametli olan Allah'in indirdigi Kuran'dir.

Celal Yıldırım

Babaları uyarılmayan bir milleti —ki onlar gaflet içindedirler— uyarman içindir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(5-6) (Bu kitap) aziz ve rahmeti bol olan Allah tarafından, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir.

Diyanet İşleri

(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

Diyanet Vakfi

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(5-6) Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Babaları uyarılmamış olup gaflet içinde olan bir topluluğu uyarasın (vehameti haber veresin) diye.

Elmalılı Hamdi Yazır

İnzar edesin, vehameti haber veresin diye bir kavme. Babalar inzar edilmedi de haberleri de yok gafiller

Erhan Aktaş

Ataları uyarıldığı halde yine de gaflet içinde olan bir halkı uyarman için indirilmiştir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ataları uyarıldığı halde[2] yine de gaflet içinde olan bir halkı uyarman için indirilmiştir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ataları uyarılmamış ve bu nedenle habersiz bir halkı uyarman için indirilmiştir.

Fizilal-il Kuran

O Kitap, sana, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

Gültekin Onan

Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).

Hamdi Döndüren

Ataları uyarılmamış ve bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

Hasan Basri Çantay

(Bunun) hikmeti de (yakın) ataları azab ile korkutulmamış, bu yüzden kendileri gaflet içinde kalmış olan bir kavmi (onunla) korkutmandır.

Hasib Asutay

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (indirilmiştir).

Hayrat Neşriyat

Tâ ki, (fetret devrinde) babaları korkutulmamış, kendileri de gaflet içinde (kalmış)kimseler olan bir kavmi korkutasın!

İbni Kesir

Babaları uyarılmadığından gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için.

Mehmet Okuyan

(Kur’an), ataları uyarılmış, (ancak gerçeklerden) habersizmiş gibi davranan bir toplumu uyarman için çok güçlü, çok merhametli (Allah) tarafından indirilmiştir.

Muhammed Esed

ataları uyarılmamış ve bu nedenle kendileri (doğru ile eğrinin ne olduğundan) habersiz kalmış bulunan insanları uyarasın diye (sana indirilmiş olanın) (sayesinde).

Mustafa İslamoğlu

bu sayede ataları uyarılmamış, dolayısıyla haktan gafil kalmış bir topluluğu uyarabilesin.

Ömer Nasuhi Bilmen

Tâ ki, bir kavmi korkutasın ki, onların ataları korkutulmamıştır. Artık onlar gâfil kimselerdir.

Ömer Öngüt

Ataları uyarılmadığı için gaflet içerisinde kalmış bir kavmi uyarman içindir.

Suat Yıldırım

(5-6) O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden, bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.

Süleyman Ateş

Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).

Süleymaniye Vakfı

Ataları uyarılmamış, bu yüzden (gerçeklerden) habersiz kalmış bir topluluğu uyarman için (indirilmiştir).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için indirilmiştir. Çünkü onlar bundan habersizdirler.

Şaban Piriş

Ataları uyarılmadığı için gafil bir toplumu uyarman için.

Tefhim-ul Kuran

Babaları uyarılıp korkutulmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarıp korkutman için (gönderildin).

Ümit Şimşek

Tâ ki, ataları uyarılmadığı için haktan habersiz kalmış bir toplumu uyarasın.

Yaşar Nuri Öztürk

Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

ataları xəbərdar edilməmiş, özləri də qafil olan bir tayfanı xəbərdar edəsən.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Onunla Cahiliyyət dövründə) ataları (Allahın əzabı ilə) qorxudulmamış və (Allahın hökmlərindən, imandan, tövhiddən) qafil olan bir tayfanı xəbərdar edib qorxudasan!

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

damit du Leute warnst, deren Väter nicht gewarnt worden sind. So sind sie achtlos gegenüber Gottes Zeichen.

Almanca — Der Edle Quran

damit du ein Volk warnst, dessen Väter nicht gewarnt wurden, so daß sie (gegenüber allem) unachtsam sind.

Almanca — Muhammad Zaidan

damit du Leute warnst, deren Vorfahren nicht gewarnt wurden, so sind sie achtlos.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And you shall use it O Muhammad as the divine law expressing the will of Allah to warn a people whose fathers received no Messenger as a spectacle and a warning before; and they are oblivious of what they owe to Allah, to themselves and to the people at large.

Abdul Haleem

to warn a people whose forefathers were not warned, and so they are unaware.

Abdullah Yusuf Ali

In order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of Allah).

Abul A'la Maududi

so that you may warn a people whose ancestors were not warned before wherefore they are heedless.

Aisha Bewley

so that you may warn a people whose fathers were not warned and who are therefore unaware.

Al-Hilali & Khan

In order that you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are heedless.

Ali Quli Qarai

that you may warn a people whose fathers were not warned, so they are oblivious.

Amatul Rahman Omar

So that you may warn the people who are ignorant because their forefathers have not been warned (for a long time).

Arthur John Arberry

that thou mayest warn a people whose fathers were never warned, so they are heedless.

Bijan Moeinian

To warn (these) people whose fathers had received no warning (since Abraham/ Ishmael) and therefore they are unaware.

E. Henry Palmer

That thou mayest warn a people whose fathers were not warned, and who themselves are heedless.

Edip-Layth

To warn a people whose fathers were not warned, for they are unaware.

George Sale

That thou mayest warn a people whose fathers were not warned, and who live in negligence.

Hamid S. Aziz

A revelation of the Mighty, the Merciful.

Mahmoud Ghali

That you may warn a people; In no way were their fathers warned, so they are heedless.

Marmaduke Pickthall

That thou mayst warn a folk whose fathers were not warned, so they are heedless.

Mohamed Ahmed - Samira

That you may warn a people whose ancestors had never been warned, who are therefore heedless.

Muhammad Asad

[bestowed upon thee] so that thou mayest warn people whose forefathers had not been warned, and who therefore are unaware [of the meaning of right and wrong].

Mustafa Khattab

so that you may warn a people whose forefathers were not warned, and so are heedless.

Progressive Muslims

To warn a people whose fathers were not warned, for they are unaware.

Sahih International

That you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are unaware.

Sam Gerrans

That thou warn a people whose fathers were not warned; and they are heedless.

Shabbir Ahmed

That you may warn a people whose ancestors were not warned, and who are, therefore, unaware of what is right and what is wrong.

Syed Vickar Ahamed

In order that you may warn a people, whose fore-fathers did not receive the warning and (those) who therefore remain unaware (of the Signs of Allah).

Taqi Usmani

so that you may warn a people whose fathers were not warned, and hence, they are unaware.

The Monotheist Group

To warn a people whose fathers were not warned, for they are unaware.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

pour que tu avertisses un peuple dont les ancêtres nʹont pas été avertis: ils sont donc insouciants.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Da ku tu qewmekî hişyar bikî ku bav û kalên wan nehatibûn hişyarkirin, vêca haya wan (ji îman û heqîqetê) tun e.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

opdat jij mensen waarschuwt van wie de voorvaderen niet gewaarschuwd waren, zodat zij onoplettend zijn.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Opdat gij een volk zoudt waarschuwen, welks vaderen niet gewaarschuwd waren en dat in achteloosheid leeft.

Hollandaca — Siregar

Opdat jij een volk zal waarschuwen waarvan hun voorvaderen niet gewaarschuwd zijn, zodat zij achtelozen waren.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(который Мы ниспослали тебе, о, Посланник) чтобы ты увещевал [предостерегал] людей, (ближайших поколений) отцов которых не увещевали (до тебя) [арабов, которые были в неведении о Вере и совершении благих дел], и они [арабы] (по этой причине) беспечны.

Rusça — Osmanov

[ниспосланное], дабы ты увещевал народ, праотцы которого не вняли увещеваниям в небрежении [к вере].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

för att du skall varna ett folk vars fäder inte har varnats och som därför (vandrar) i okunnighet.