و ع د (WAD̃)
V-a-d
وَعِيد ise, sadece tehdit ve kötülük etmede kullanılır. Bunun için kullanılan formu ise, أَوْعَدْتُهُ Onu, kötülük yapmakla tehdit ettim. Karşılıklı sözleşme, bir şey üzerinde anlaşma ve randevulaşmak ise, وَاعَدْتُهُ وتَوَاعَدْنَا şeklinde dile getirilir.
Yüce Allah buyurmaktadır: وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ اْلأَمْرُ إِنَّ اللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: Şüphesiz, Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra vadimden caydım! (14/İbrâhîm 22); أَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاقِيهِ Şu hâlde, kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (28/Kasas 61); وَعَدَكُمُ اللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etmiştir. (48/Feth 20); وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا Allah, iman edenlere şöyle vaat etmiştir: (5/Mâide 9).
Buna benzer âyetler pek çoktur.
Tehdit etmek ve kötülüğü vaat etmek manasında olanlardan biri de şu âyette söz konusu edilmiştir: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz (22/Hac 47).
Onlar, sürekli peygamberden azabın hemen gelmesini istiyorlardı. Bu, bir meydan okuma ve tehdit manası taşıyordu.
Allah buyurur ki: قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا De ki: Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O, ateştir. Allah bunu kâfir olanlara vaat buyurdu (22/Hac 72); إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ Şüphesiz sizin için belirlenmiş zaman sabahtır (11/Hûd 81).
Yine buyurur ki: فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir! (7/A’râf 70); وَإِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ Onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek, (13/Ra’d 40); فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ O hâlde sakın Allah’ın peygamberlerine olan vaadinden cayacağını sanma (14/İbrâhîm 47); الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاً Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfünden ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor (2/Bakara 268).
Hem iyilik hem de kötülük manası taşıyan vaatlerden biri de Yüce Allah’ın şu sözüdür: أَلاَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ Dikkat edin, Allah’ın vaadi muhakkak ki, haktır (10/Yûnus 55).
Bu kıyametin kopacağına dair bir sözdür. Kulların da karşılık göreceklerine dair bir uyarıdır. Buna göre iyilik yapanlar iyilik, kötülük yapanlarda kötülük göreceklerdir.
مَوْعِد ve مِيعَاد formları ise, hem mastar hem de isim olarak kullanılırlar. Yüce Allah bu konu da şöyle buyurmaktadır: فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لاَ نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلاَ أَنْتَ مَكَانًا سُوًى şimdi bizimle senin aranda bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim cayacağımız uygun bir yer olsun (20/Tâhâ 58); بَلْ زَعَمْتُمْ أَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا Fakat, size kıyamet için yaptığımız vaadi yerine getirmeyeceğimizi sanmıştınız (18/Kehf 48); قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ Musa: Sizinle buluşma zamanı, zinet günüdür, dedi (20/Tâhâ 59); بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِهِ مَوْئِلاً Fakat onlara vaat edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde bir kurtuluş yeri bulamazlar (18/Kehf 58).
Yine buyurur ki: قُلْ لَكُمْ مِيعَادُ يَوْمٍ De ki: Size vaat edilen öyle bir gündür ki, (34/Sebe’ 30); وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ Öyle ki, şâyet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlığa düşerdiniz (8/Enfâl 42); إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir; (31/Lokmân 33). Yani, Allah’ın mutlaka olacak diye bildirdiği, diriliş gerçektir.
Yine buyurur ki: إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآَتٍ Size vaat edilenler muhakkak gelecektir, (6/En’âm 134); بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِهِ مَوْئِلاً fakat onlara vaat edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde bir kurtuluş yeri bulamazlar (18/Kehf 58).
Karşılıklı tehdit savurma anlamındaki مُوَاعَدَة ise, şu âyetlerde geçmektedir:
وَلَكِنْ لاَ تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلاَّ أَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفًا Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin (2/Bakara 235); وَوَاعَدْنَا مُوسَى ثَلَاثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَاتُ رَبِّهِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً Ve Musa’ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikati tam kırk gece oldu (7/A’râf 142); وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً Hani bir zamanlar Musa’ya kırk gecelik vaat verdik de (2/Bakara 51).
Burada geçen kırk ve otuz sözcükleri dil bilgisi açısından mef’ûldür, zarf değildir. Yani: Otuzun ve kırkın sona ermesi.
Yine bu anlamda söylenen sözlerden biri de şu âyettir: وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ اْلأَيْمَنَ Ve Tûr dağının sağ yanında sizinle sözleştik, (20/Tâhâ 80).
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ Vaat olunan o güne (85/Burûc 2). Bu âyette geçen vaat edilmiş gün, ifâdesi, kıyamet gününe işarettir. Tıpkı Yüce Allah’ın şu sözü gibi: لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır (79/Vâkıa 50).
Kötülükle tehdit etmek için kullanılan إِيعَاد sözcüğüne misal ise, şu âyetlerdir:
وَلاَ تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ Her yolun başında oturmayın, tehdit ederek, Allah yolundan alıkoyarak (7/A’râf 86); ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir (14/İbrâhîm 14);فَذَكِّرْ بِالْقُرْآَنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ O hâlde sen, benim tehdidimden korkanlara bu Kur’ân ile öğüt ver (50/Kâf 45); قَالَ لاَ تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُمْ بِالْوَعِيدِ Allah şöyle buyurur: Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim (50/Kâf 28).
رَأَيْتُ أَرْضَهُمْ وَاعِدَة Onların arazilerini umut verici buldum. Yani: Bu arazinin mümbit (verimli) olacağını umuyorum.
يَوْمٌ وَاعِدٌ Çok sıcak veya çok soğuk olan belirli gün, anlamına gelir.
وَعِيدُ اْلفَحْلِ deyimi ise, erkek hayvanın gürlemesi, manasındadır.
Yüce Allah’ın: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي اْلأَرْض كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne hakim kılacağını, vaat etti (24/Nûr 55) sözünde geçen وَعَدَ fiili daha sonra gelen لَيَسْتِخْلِفَنَّهُمْ fiiliyle açıklanmıştır. Tıpkı; يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle tavsiye eder: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, (4/Nisâ 11) âyetinde وَصِيَّة (vasiyet)in kendi içinde açıklandığı gibi.
Yüce Allah’ın: وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ İşte o zaman Allah size iki taifeden birini vaat ediyordu ki, sizin olacaktı (8/Enfâl 7) sözünde geçen أَنَّهَا لَكُمْ ifâdesi, إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ kısmının yerine geçen bedeldir. Anlamı ise şöyledir: Yüce Allah size iki topluluktan birini vaat etmiştir; bu ya kervan topluluğudur, ya da savaş için gelen topluluktur.
عِدَة : Sözcüğü de, söz, iyiliği vaat etme anlamını taşıyan kelimelerdendir. Çoğulu عِدَات şeklinde gelir. وَعْد ise, bir mastardır, çoğul yapılmaz.
وَعَدْتُ fiili, iki mef’ûl alır. İkinci mef’ûlü zaman veya mekân zarfı olur ya da başka bir şey olur. Misal: وَعَدْتُ زَيْدًا يَوْمَ اْلجُمُعَةِ، وَمَكَانَ كَذَا، وَأَنْ أَفْعَلَ كَذَا Zeyd’e Cuma gününü, falan yeri, şöyle yapacağımı söz verdim.
Yüce Allah’ın: وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً Hani bir zamanlar Musa’ya kırk gecelik vaat verdik de (2/Bakara 51) sözünde geçen أَرْبَعِينَ لَيْلَةً (kırk gece) ifâdesinin وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ cümlesi için ikinci mef’ûl olması doğru olmaz. Çünkü söz verilen kırkın içinde değildi. Aksine kırkın bitmesinden ve tamamlanmasından sonra idi. Öyleyse söz ancak bu şekilde anlaşıldığında doğru manasına ulaşılmış olunur.