Sözlük

ش ع ر (ŞAR)

Ş-a-r

شَعْر [Kıl/Tüy/Saç], bilinmektedir; çoğulu أَشْعَار ’dır: وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا : Yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından (16/Nahl 80). شَعَرْتُ : Kıla/saça isabet ettim. شَعَرْتُ كَذَا , ifâdesi bu anlamdan istiâre edilmiştir. Yani, incelik konusunda tıpkı kıla isabet etmek gibi olan bir bilgiyi elde ettim.

Şaire شَاعِر denmesi de, onun kıvrak zekâsından ve duyarlı bilgisinden dolayıdır. Kök itibarıyla شِعْر kelimesi, Araplar’ın; لَيْتَ شِعْرِي sözlerinde, ince bilginin ismidir. Fakat daha sonra örfte vezinli, kafiyeli söze isim oldu. شَاعِر kelimesi de şiir sanatında ihtisas sahibi olan kişiye denir.

بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ : Hayır onu uydurmuş; hayır o şâ’irdir (21/Enbyâ 5); وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آَلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ : Cinlenmiş bir şâir için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derler (37/Sâffât 36); أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ : Yoksa: “O bir şairdir, zamanın felaketine uğramasını gözetiyoruz” mu diyorlar? (52/Tûr 30).

Birçok müfessir, bu âyetlerde Yüce Allah’ın kâfirlerden hikâye ettiği sözlerini, Hz. Peygamber’i vezinli ve kafiyeli şiir getirmekle itham ettiklerine yorumladılar. Öyle ki, vezinli söze benzeyen aşağıdaki ve benzeri âyetlerin tümünü tevil etmişlerdir [söz konusu âyetlerin şiir olmadığını ispatlamaya çalışmışlardır]: وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ : Havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar (34/Sebe’ 13); تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ : Ebû Leheb’in iki eli kurusun (111/Mesed 1).

Fakat bazı muhakkikler şu farklı görüşü ileri sürmüşlerdir: Kâfirler söz konusu sözleriyle bunu kastetmemişlerdir. Zira Kur’ân’ın sözlerinden, onun şiir üslûbunda olmadığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bırakın belâgat sahibi Arapları, fasih konuşamayan Acemler bile bunun farkındadır. Aslında kâfirler bu sözleriyle Hz. Peygamberi yalancılıkla itham etmişlerdir. Çünkü yalan olan şeyden, şiir diye söz edilir.

Şaire de kâzib/yalancı denir. Öyle ki, bazıları yalan delilleri, شِعْرِيَّة /şiire ait diye isimlendirmişlerdir. İşte bunun için Yüce Allah, şairlerin genelini şöyle nitelendirmiştir: وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ : Şâ’irlere ancak azgınlar uyar (26/Şu’arâ 224) sûrenin sonuna kadar Şiir, yalanın merkezi olduğu için; “şiirin en güzeli en yalan olanıdır” denilmiştir. Bir kısım hükemâ şöyle demiştir: Doğru sözlü hiçbir mütedeyyinin, şiirinde tuhaf şeyler söylediği görülmemiştir.

مَشَاعِر : duyulardır. وَأَنْتُمْ لاَ تَشْعُرُونَ : Siz farkında olmazsınız (49/Hucurât 2) âyeti ile benzerlerinin anlamı şudur: “Siz onu duyularınızla idrak edemezsiniz.” Eğer لاَيَشْعُرُونَ ifâdesinin geldiği âyetlerin çoğunda لاَيَعْقِلُونَ denseydi anlam doğru olmazdı. Zira hissedilemeyen birçok şey akledilebilir.

مَشَاعِرُ الْحَجِّ : haccın duyularla görülen nişâneleridir. Tekili, مَشْعَر şeklinde gelir. شَعَائِرُ الْحَجِّ de denir. Bunun tekili ise شَعِيرَة ’dır. Allah buyurur ki: ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ : Bu böyledir. Artık kim Allah’ın şeairini tazim ederse, şüphe yok ki bu, kalplerin takvâsındandır (22/Hac 32); فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ : Meş’ar-i haram’da Allah’ı anın (2/Bakara 198); لاَ تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ : Allah’ın işâretlerine saygısızlık etmeyin (5/Mâide 2); yani Allah’ın evine hediye edilen şeylere. Ona bu ismin verilmesi, bir demirle kanatılmak suretiyle ona nişan vurulduğundan dolayıdır.

شِعَار , şa’ar’a/kıllara dokunduğundan dolayı beden üzerindeki elbiseye, ayrıca insanın savaşta nefsine hissettirdiği, yani öğrettiği şeye de denir. أَشْعَرَهُ الْحُبُّ /Aşk onu sardı sözü, أَلْبَسَهُ gibidir. أَشْعَر , saçı uzun olana ve ayaklara doğru sarkan saça denir. دَاهِيَةٌ شَعْرَاءُ /Büyük felaket sözü, دَاهِيَةٌ وَبْرَاءُ sözü gibidir. Köpek sineğine شَعْرَاء denir, çünkü köpeğin kılları arasından ayrılmaz. شَعِير /Arpa: Bildik tânedir. شِعْرَى : Bir yıldız ismidir. Bu yıldıza birtakım insanlar taptığı için şu âyette özellikle zikredilmiştir: وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى : Şi’râ (yıldızı)nın Rabbi O’dur (53/Necm 49).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →