ش ر ي (ŞRY)
Ş-r-y
شَرَيْتُ sözü, daha çok “sattım”; اِبْتَعْتُ ise daha çok “satın aldım” anlamındadır. Allah buyurur ki: وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ : Onu ucuz bir fiyatla sattılar (12/Yûsuf 20). Âyette geçen شَرَوْهُ ifâdesi, بَاعُوهُ /onu sattılar, anlamındadır. Şu âyet de aynı anlamdadır: فَلْيُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يَشْرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالاَخِرَةِ : Dünya hayatını âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar (4/Nisâ 74).
Kendisiyle bir şeyin elde edildiği her şeyde, شِرَاء ve اِشْتِرَاء kelimeleri kullanılabilir: إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاَ أُولَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الاَخِرَةِ : Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanların, âhirette hiç bir payı yoktur (3/Âl-i İmran 77); لاَ يَشْتَرُونَ بِآَيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلاَ : Allah’ın âyetlerini az bir paraya satmazlar (3/Âl-i İmran 199); اشْتَرَوُا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالاَخِرَةِ : Âhirete karşılık dünya hayatını satın almışlardır (2/Bakara 86); أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى : İşte onlar, hidâyete karşılık dalâleti satın alanlardır (2/Bakara 16). إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ : Allah, mü’minlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır (9/Tevbe 111).
Bu âyette kendisiyle satın alınan şey şöyle zikredilmiştir: يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ : Allah yolunda savaşırlar da öldürürler ve öldürülürler (9/Tevbe 111).
Haricîler’e شُرَاة ismi verilmiştir. Onlar [bu ismi, ‘hayatlarını Allah’ın rızası karşılığında satanlar’ anlamında kendileri için kabul ederek] şu âyeti bu paralelde yorumlamışlardır: وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ : İnsanlardan öylesi vardır ki, benliğini Allah’ın hoşnutluğunu elde etmeye satar (2/Bakara 207).
Buna göre يَشْرِي fiili, “ يَبِيعُ /satıyor” anlamındadır. Bu, tıpkı şu âyet gibi oldu: إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى : Allah, ...satın almıştır (9/Tevbe 111).