ش ب ه (ŞBH)
Ş-b-h
Kimisi de âyeti; “olgunluk ve mükemmellikte bir birine benzer” diye yorumlamıştır. Bu kelime; مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍِ : Birbirine benzeyen ve benzemeyen (6/En’âm 99), مُتَشَابِهًا : Birbirine benzer (6/En’âm 141) şeklinde farklı formlarda okunmuştur; fakat anlamları birbirine yakındır.
Bu kelime إِنَّ اْلبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا : (İstenen) bu inek, bize karışık geldi (2/Bakara 70) âyetinde mazi müzekker ve ( تَشَّابَهُ ) -aslı تَتَشَابَهُ olup idgam olmuştur- [muzari müennes] formunda gelmiştir. تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ : Kalpleri birbirine benzedi (2/Bakara 118); yani azgınlık ve cehâlette kalpleri birbirine benzedi.
هُوَ الَّذِيَ أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ : Sana Kitap’ı indiren O’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı âyetler vardır, diğerleri de müteşabihtir (3/Âl-i İmran 7). Müteşabihu’l-Kur’ân, lafız veya mana açısından başkasına benzediğinden tefsiri müşkül olan Kur’ân ifâdeleridir. İslâm hukukçuları; müteşabihi, ‘zahiri, kastedilen manaya delâlet etmeyen ifâdedir’ diye tarif etmişlerdir.
Bu meselenin aslı şudur: Âyetler birbirileriyle karşılaştırıldıklarında üç kısma ayrılır: Mutlak olarak muhkem, mutlak olarak müteşabih ve bir yönüyle muhkem diğer bir yönüyle müteşabih âyetler. Kısmen müteşabih olanlar da üç kısma ayrılır: Sadece lafız açısından müteşabih, sadece mana açısından müteşabih ve her iki açıdan da müteşabih âyetler. Lafız açısandan müteşabih de iki kısma ayrılır:
Birincisi lafızlarla ilgilidir. Bu da ya lafzın garip olması açısandandır. اَلأََبّ ve يَزِفُّونَ gibi. Ya da lafızdaki çok anlamlık açısındandır. يَد ve عَيْن gibi.
İkincisi ise mürekkep/birleşik sözün tamamına yöneliktir. Bu da üç kısma ayrılır:
Bir kısmı sözü kısaltmak içindir:
وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاََّ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاء : Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, arzu ettiğiniz diğer kadınlarla evlenin (4/Nisâ 3).
Bir kısmı da sözü uzatmak içindir: لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ : O’na benzer hiç bir şey yoktur (42/Şûrâ 11). Şâyet ليسَ مِثْلَهُ شَيْءٌ denilseydi dinleyici için daha anlaşılır olurdu.
Diğer bir kısmı da sözün kafiyesi içindir: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا * قَيِّمًا : Allah’a hamdolsun ki, kuluna Kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. * Kusursuz bir (kitap).. (18/Kehf 1-2). [Bu âyette takdim-tehir vardır] Takdiri şöyledir: الْكِتَابَ قَيِّمًا وَلَمْ يَجْعَل لَهُ عِوَجًا : Kusursuz Kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. Şu âyet de bu kısma dâhildir: وَلَوْلاَ رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ أَنْ تَطَؤُوهُمْ فَتُصِيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاء لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا : Eğer (Mekke’de) kendilerini henüz tanımadığınız mü’min erkeklerle mü’min kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık (48/Fetih 25).
Mana açısından müteşabih: Yüce Allah’ın ve kıyametin sıfatları bu kısma dâhildir. Zira bu sıfatların bizim için tasavvur edilmeleri söz konusu değildir. Çünkü hissedemediğimiz veya hissettiğimiz şeylerin türünden olmayan şeyin sureti de içimizde şekillenemez.
Hem lafız, hem mana açısından olan müteşabih beş kısma ayrılır:
1- Kemiyet/nicelik açısından; umum ve husus gibi: فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ : Putperestleri yakaladığınız yerde öldürün (9/Tevbe 5).
2- Keyfiyet/nitelik açısından; vacib ve mendüb gibi: فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاء : Arzu ettiğiniz diğer kadınlarla evlenin (4/Nisâ 3)
3- Zaman açısından; nasih ve mensuh gibi: اتَّقُوا اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ : Allah’tan, sakınılması gerektiği gibi sakının (3/Âl-İmran 102).
4- Âyetin indiği mekân ve haklarında indiği işler açısından: وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا : Hayra ulaşmak evlere arkalarından girmeniz değildir (2/Bakara 189); إِنَّمَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ : Haram ayları ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir (9/Tevbe 37). Arapların cahiliye devrindeki adetlerini bilmeyenler bu âyetleri yorumlamaları zordur.
5- Yapılan işin sahih veya fasit olduğu şartlar açısından; namaz ve nikâh gibi.
Yukarıdaki sınıflandırma düşünüldüğünde, müfessirlerin müteşabihi yorumlamada zikrettikleri hiçbir şey bunun dışına çıkamaz. Örneğin şu görüşler gibi: Bazılarına göre müteşabih الم (2 /Bakara 1) sözüdür. Katade’ye göre, muhkem nasih, müteşabih de mensuh’tur.
el-Asamm ise, muhkemin, yorumunda görüş birliğine varılan, müteşabihin ise ihtilâf edilen âyetler olduğunu söyler.
Bütün müteşabihler üç kısma ayrılır: Bir kısmının bilinmesine imkân yoktur. Kıyametin ve dâbbetu’l-ardın ortaya çıkış zamanları ile dâbbetu’l-ardın keyfiyeti ve benzeri şeyler gibi. Bir kısmının ise insanların onları bilme imkânları vardır. Garip lafızlar ve muğlâk hükümler gibi. Diğer bir kısım da yukarıdaki iki kısım arsında gelir gider. Bu kısma giren hususların hakikatlerini, sadece ilimde derinlik sahibi olanların bilmeleri mümkündür, onların seviyelerinde olmayanlar ise onları bilmezler.
Bu, Hz. Peygamber’in Hz. Ali (r.a.) hakkında söylediği şu hadisle işaret edilen müteşabih çeşididir: “ اَللَّهُمَّ فَقِّهْهُ فِي الدِّينِ وَعَلِّمْهُ التَّأْوِيلَ : Allah’ım, onu dinde fakih kıl ve ona te’vili öğret.” Hz. Pygamber’in Abdullah ibn Abbâs hakkında da benzer bir sözü vardır.
Bu açıklamalar anlaşıldığında, وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ : Onların yorumunu ancak Allah bilir (3/Âl-i İmran 7) sözü üzerinde durmanın ve onun, وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ : ve ilimde derinleşmiş olanlar (bilir) (3/Âl-i İmran 7) âyet ifâdesiyle de birleştirmenin caiz olduğu; onların her birisinin de yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde farklı birer anlamının olduğu bilinir.
اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا : Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir Kitap hâlinde indirdi (39/Zümer 23); yani ahkâm, hikmet ve düzgün nazım konusunda birbirine benzer hâlinde indirdi. وَلَكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ : Kendilerine ona benzer gösterildi (4/Nisâ 157); yani öldürülen kişinin Hz. İsa olduğunu sananlara, oymuş gibi gösterildi.
Rengi, altına benzeyen mücevhere شَبَه denir.