Sözlük

م و ت (MWT)

M-v-t

Ölüm çeşitleri, hayat çeşitleri oranıncadır:

Birincisi: Ölüm, insan, hayvan ve bitkilerde bulunan canlılık gücünün yok olmasıdır. Allah buyurur ki: وَيُحْيِي اْلأَرْض بَعْدَ مَوْتِهَا yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır (30/Rûm 19), وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتاً O su ile ölü yeri dirilttik (50/Kâf 11).

İkincisi: Ölüm, hisseden gücün gitmesidir. يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım (19/Meryem 23), أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيّاً Ben öldüğümde mi diriltileceğim (19/Meryem 66).

Üçüncüsü: Ölüm, düşünce gücünün gitmesidir. Bu da cehâlettir. أَوَ مَنْ كَانَ مَيْتاً فَأَحْيَيْنَاهُ Ölü iken kalbini diriltip (6/En’âm 122) gibi. إِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى Sen, ölülere şüphesiz ki, işittiremezsin (27/Neml 80) âyetinden kastedilen bu üçüncüsüdür.

Dördüncüsü: Ölüm, hayatı, bulandıran üzüntüdür. وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ Ölüm ona her taraftan geldiği hâlde, ölemeyecek (14/İbrâhîm 17) âyetinde kastedilen budur.

Beşincisi: Ölüm, uyku demektir. Uyku, hafif bir ölüm, ölüm ise, ağır bir uykudur. Bu anlamdan dolayı Yüce Allah hem uykuyu hem de ölümü تَوَفِّي diye adlandırmıştır: وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ Geceleyin sizi vefat ettiren odur (6/En’âm 60), اللَّهُ يَتَوَفَّى اْلأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında vefat ettirir (39/Zümer 42); وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, aksine onlar diridirler; Rableri katında beslenmektedirler (3/Âl-i İmrân 169).

Deniyor ki: Onlar ölmemiştir derken, ruhları ölmemiştir, çünkü burada onların nimetlerle donatıldığından söz edilmektedir. Bazıları ise: Onlardan وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ Ölüm ona her taraftan geldiği hâlde, ölemeyecek (14/İbrâhîm 17) âyetinde anlatılan üzüntü hâli kaldırılmıştır, demişler.

كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ Her insan ölümü tadacaktır (3/Âl-i İmrân 185). Burada anlatılan ölüm, canlılık gücünün gitmesi ve ruhun vücuttan uzaklaşmasıdır. اِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَيِّتُونَ Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler (39/Zümer 30).

Bazıları: Âyetin, “herkes gibi, sen de öleceksin” anlamında olduğunu söylemişler.

Şair şöyle der:

429- وَالْمَوْتُ حَتْمٌ فِي رِقَابِ اْلعِبَادِ

429- Ölüm, kulların boynunda kaçınılmaz bir kaderdir.

Bazıları ise: Bu âyette sözü edilen ölüm, ruhun vücuttan uzaklaşması anlamında değil, insanlarda meydana gelen erime ve eksilmedir. Çünkü, insanoğlu dünyada olduğu sürece, parça parça ölür, demişler.

Nitekim Şair şöyle der:

430- يَمُوتُ جُزْءَا فَجُزْءًا

430- Parça parça ölüyor.

Bazı kimseler, bu anlamı مَائِتْ sözcüğüyle ifâde eder ve مَيِّت ile مَائِت sözcüklerini birbirinden ayırırlar ve مَائِت eriyen anlamındadır diye söylemişlerdir.

Kadı Ali b. Abdülaziz şöyle der:

Dilimizde onların dediği gibi, مَائِت diye bir kelime yoktur.

مَيْت ise, مَيِّت kelimesinin şeddesiz hâlidir. Ancak مَوْتٌ مَائِتٌ denebilir. Bu tıpkı شِعْرٌ شَاعِرٌ Coşkun bir şiir ve وسَيْلٌ سَائِلٌ Bendini aşan bir sel, dedikleri gibi.

بَلَدٌ مَيِّتٌ وَمَيْتٌ Ölü bir şehir denir. Allah buyurur ki: فَسُقْنَاهُ إِلَى بَلَدٍ مَيِّتٍ Biz bulutları ölü bir şehre sürüp (35/Fâtır 9), بَلْدَةً مَيْتاً ölü bir şehir (43/Zuhruf 11).

مَيْتَة Kesilmeden canı çıkan hayvan demektir. Allah buyurur ki: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ Kesilmeden kendi kendine ölen hayvanın eti size haram kılındı (5/Mâide 3); إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً Kesilmeden kendi kendine ölen bir hayvan olması hariç (6/En’âm 145).

Ölü demek olan مَوَتَان sözcüğü, canlı manasına gelen حَيَوَان kelimesinin zıt anlamlısıdır. Henüz ziraat için elverişli olmayan araziye hem مَوَتَانٌ hem de أَرْضٌ مَوَاتٌ denmektedir. وَقَعَ فِي اْلإِبِلِ مَوَتَانٌ كَثِيرٌ Develerde çok ölüm olayı meydana geldi. نَاقَةٌ مُمِيتَةٌ، وَمُمِيتٌ Yavrusu ölen dişi deve demektir.

إِمَاتَةُ اْلخَمْرِ içkinin öldürülmesi, onun pişirilmesinden kinâyedir.

مُسْتَمِيت ölümle pençeleşen kişidir. Şair şöyle der:

فَأَعْطَيْتَ اْلجَعَالَةَ مُسْتَمِيتًا -431

431- Ödülü, ölümle pençeleşene verdin.

مُوتَة deliliğin bir benzeridir. Bu sanki, bilgi ve aklın ölmesindendir. Bu anlamda رَجُلٌ مَوْتَانُ اْلقَلْبِ kalbi ölü adam, اِمْرَأَةٌ مَوْتَانَةٌ kalbi ölü kadın, denmektedir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →