ل و ي (LWY)
L-v-y
لَوَى يَدَهُ اللهُ الَّذِي هُوَ غَالِبُهُ -416
416- Asıl onu mağlûp eden Allah, onun elini kolunu büktü.
لَوَى رَأْسَهُ، وَبِرَأْسِهِ ifâdesi de, başını eğdi, boynunu büktü demektir. Yüce Allah bu anlamda وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ Onlara: Gelin, Allah’ın Resûlü sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler (65/Munâfikun 5), yani, başlarını önlerine eğerler.
لَوَى لِسَانَهُ بِكَذَا deyimi ise, yalan söylemek ve söz uydurmak anlamında bir kinâyedir. Allah buyurur ki: وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. (3/Âl-i İmrân 78); لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ dillerini eğerek (ağızlarını eğip bükerek) (4/Nisâ 46).
فُلاَنٌ لاَ يَلْوِي عَلَى أَحَدٍ deyimi ise, bir kişinin artık kimseye saldıramayacak derecede hezimete uğradığını anlatır. Allah buyurur ki: إِذْ تُصْعِدُونَ وَلاَ تَلْوُونَ عَلَى أَحَدٍ hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz (3/Âl-i İmrân 153). Bu da şairin şu sözüne benzemektedir:
417- تَرَكَ اْلأَحِبَّةَ أَنْ تُقَاتِلَ دُونَهُ ***وَنَجَا بِرَأْسِ طِمِرَّةٍ وَثَّابِ
417- Uğrunda savaşacağı sevdiklerini terk etti,
Sıçrayan bir yarış atının başıyla kurtuldu.
لِوَاء ise, sancak demektir, rüzgâr ile bükülerek dalgalandığından bu adı almıştır.
لَوِيَّة de, güzelce katlanıp saklanan yiyecek, demektir.
لَوَى مَدِينَهُ deyimi ise, ödenmesi gereken borcunu ertelemektir.
أَلْوَى Okun levâsına ulaştı. Yani, eğilmiş olan kısmına kadar.