ل ق ي (LGY)
L-k-y
Yüce Allah ile karşılaşma ifâdesi, kıyamet ve ona gitmek manasına gelir. Bu bağlamda Allah buyurur ki: وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلَاقُوهُ ve bilin ki siz mutlaka O’nun huzuruna varacaksınız (2/Bakara 223); قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو اللَّهِ Allah’a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: (2/Bakara 249).
لِقَاء kelimesi, مُلاَقَاة anlamındadır. Allah buyurur ki: قَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْآَنٍ غَيْرِ هَذَا أَوْ بَدِّلْهُ bizimle karşılaşmayı ummayanlar, bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir, dediler (10/Yûnus 15); يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarfetmektesin, nihâyet O’na varacaksın (84/İnşikak 6); فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا إِنَّا نَسِينَاكُمْ O hâlde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk (32/Secde 14), yani, siz kıyamet, diriliş ve tekrar hayata dönüşü unuttunuz.
يَوْمَ التَّلَاقِ buluşma günü (40/Mü’min 15), yani, kıyamet günü. Bu özelliğinin özellikle vurgulanmasının nedeni ise, o günde öncekilerle sonrakilerin karşılaşmasıdır; göktekilerle yerdekilerin karşılaşmasıdır. Herkesin, daha önce gönderdiği ameliyle buluşmasıdır.
Aynı kökten olarak لَقِيَ فُلاَنٌ خَيْرًا وَشَرًّا falan adam iyilikle ve kötülükle karşılaştı, denir. Bu anlamda Şair şöyle der:
فَمَنْ يَلْقَ خَيْرًا يَحْمَدِ النَّاسُ أَمْرَهُ -411
411- Kim bir hayırla karşılaşırsa insanlar onun işini överler.
Başka bir şair ise, şöyle demiştir:
تَلْقَى السَّمَاحَةَ مِنْهُ وَالنَّدَى خُلُقًا -412
412- Değişmez davranış olarak ondan müsamaha ve bağış görürsün.
Aynı fiilin لَقِيتُهُ بِكَذَا şeklindeki kullanımı da bir kişiyi bir şey ile karşılamaktır. Allah buyurur ki: أُولَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükâfâtlandırılacaklar, orada hürmet ve selâmla karşılanacaklardır (25/Furkân 75); فَوَقَاهُمُ اللَّهُ شَرَّ ذَلِكَ الْيَوْمِ وَلَقَّاهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا Allah da onları o günün fenalığından korur ve onları bir aydınlık ve bambaşka sevinçle karşılar (76/İnsan 11).
تَلَقَّاهُ كَذَا deyimi de karşılamak demektir. Allah buyurur ki: لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ اْلأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّاهُمُ المَلاَئِكَةُ هَذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ O en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: Size söz verilen gün işte bugündür, diye karşılarlar (21/Enbiyâ 103); وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآَنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ Şüphesiz ki bu Kur’ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah’tan almaktasın (27/Neml 6).
إِلْقَاء ise, bir şeyi karşılaşıldığı gibi, görüldüğü gibi fırlatıp atmaktır. Bu daha sonra her tür atmak için kullanılır hâle gelmiştir. Allah buyurur ki: فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ Sâmirî de böylece atmıştı (20/Tâhâ 87); قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَنْ تُلْقِيَ وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْقِينَ Sihirbazlar, Musa’ya: Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya atacaksın, yoksa biz mi atanlar olacağız? dediler (7/A’râf 115); قَالَ أَلْقُوا فَلَمَّا أَلْقَوْا سَحَرُوا أَعْيُنَ النَّاسِ Siz atın dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler (7/A’râf 116); قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى Ey Musa! onu at!, dedi (20/Tâhâ 19); فَأَلْقَاهَا O da onu attı, (20/Tâhâ 20).
Yine buyurur ki: فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın. Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi atmıştım (20/Tâhâ 39); وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler (25/Furkân 13); كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, (67/Mülk 8); وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı (84/inşikâk 4). Bu âyetteki ifâde وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman (82/İnfitâr 4) sözü gibidir.
Bu fiilin bir de söz/görüş, selâm, konuşma, sevgi göndermek için kullanılır: أَلْقَيْتُ إِلَيْكَ قَوْلاً، وَسَلاَمًا، وَكَلاَمًا، وَمَوَدَّةً gibi. Allah buyurur ki: تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ siz onlara sevgi atıyorsunuz (besliyorsunuz). (Müntehine 1); فَأَلْقَوْا إِلَيْهِمُ الْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَ Siz mutlaka yalancılarsınız, diye söz atarlar (16/Nahl 86); وَأَلْقَوْا إِلَى اللَّهِ يَوْمَئِذٍ السَّلَمَ O gün Allah’a teslim bayrağını atarlar, (16/Nahl 87); إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَقِيلاً Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz atacağız (73/Müzzemmil 5), bu âyet, Hz. Peygambere (sas) bir görev olarak verilen Peygamberlik ve Vahye işarettir.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ Şüphesizki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır (50/Kâf 37) âyeti ise, ona kulak vermeyi, dinlemeyi anlatmaktadır.
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar (20/Tâhâ 70) âyetinde أُلْقِيَ fiilinin kullanılması, bu şartların onları zorladığı ve kendilerini kaptırdıklarına dolayısıyla onları iradesiz kimseler konumuna düşürdüğüne dikkat çekmek içindir.